CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (28 ŞUBAT 2018)  
28.02.2018
10463
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (28 ŞUBAT 2018)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, MYK toplantısı sonrasında düzenlediği basın toplantısında şu değerlendirmede bulundu:




Değerli basın mensupları, hepiniz hoş geldiniz. Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı tamamladık. Türkiye’nin ve dünyanın önemli gündem konularını görüştük. Türkiye’nin gündeminde en önemli konulardan birisi siz de biliyorsunuz ki, TBMM gündemine getirilen İttifak Yasası. İttifak Yasa Teklifi dün TBMM Anayasa Komisyonunda bir alt komisyon oluşturulması kararı verildi ve alt komisyonda görüşmeler bugün devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, önce şunun bilinmesinde yarar var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak seçim ittifaklarının yapılmasına kategorik olarak itiraz etmiyoruz. Böyle bir kategorik itirazımız yok. Siyasi partiler seçimlerde bir araya gelebilir, ittifaklar yapabilir, seçmenin karşısına, milletin karşısına ittifakla gidebilir. Ama bu ittifak siyaseti zenginleştirmek, çoğulculuğu artırmak, siyasi partilerin kimliklerini korumak ekseninde oluşturulursa yapılır. Oysa TBMM’nin gündemine getirilen teklif bir demokratik ittifak yolunu açan teklif değildir, çok açık. Bu teklif siyaseti ve milleti kimliksizleştirme teklifidir. Hem siyaseti, hem milleti kimliksizleştirme teklifiyle bugün seçmenin karşısına çıkma planı vardır. Bu teklif tek adam rejimini tahkim etme teklifidir. Bir tek adam ittifakı oluştu. Türkiye’de bir tek adam koalisyonu oluştu. Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidar yapıp bütün iktidar yetkilerini Recep Tayyip Erdoğan’a verelim sonrası tufan diyen bir anlayış koalisyon içerisinde hareket ediyor ve bu tek adam koalisyonu Türkiye’de demokrasiyi tasfiye edecek, yok edecek hangi adım varsa atıyor. Bu teklif öyle bir tekliftir. Barajı sabit bırakacaksın, yüzde 10 barajı indirmeyen bir teklif. Ama hile-i şeriyye ile ittifakın içerisinde AK Parti’yle MHP’nin birlikte yapacağı ittifaka yüzde 10 barajını aşma fırsatı veren bir teklif. Cesaretliyseniz gelin sıfır barajla seçime girelim. Az oy alan partilerin baraj engeliyle uğraşmasını vicdanınız kabul ediyor mu? Demokrasi ahlakı bunu kabul ediyor mu? Onlarınki ediyor. Bu teklif küçük partileri kimliksizleştirme teklifidir. Kendi ideolojisiyle, kendi programıyla, kendi düşüncesiyle seçmenin karşısına çıkabilme imkanını ortadan kaldıran tekliftir. Dolayısıyla küçük partileri büyük partilere kuyruk yapma teklifidir. Bu koalisyon içerisinde birisi diğerinin kuyruğuna takılmış, bu kuyruğa takılma işini siyasette kurumsallaştırma hazırlığı içindeki bir tekliftir. Yani diyor ki, küçük partilere sen tek başına girersen yüzde 10’u geçemezsin, kendi söylemini, kendi dilini, kendi programını seçmene anlatma kardeşim diyor anlatma. Ya ne yap? Bul bir kendine büyük parti, çok oy alan bir parti onun arkasına takıl onun programıyla git, onun diliyle git, onun söylemiyle git. Bu teklif öyle bir tekliftir. Onun için siyaseti kimliksizleştirme ve tek tipleştirme teklifidir. Bu sebeple karşıyız. Bu sebeple bu yanlışların düzeltilmesi gerekir bu teklifte. Bu teklif milletvekili hırsızlığı teklifidir. Oylarını artırmadan daha fazla milletvekilini nasıl çalarım hesabı yapılmış. Ben oyumu artırmayım ama almadığım oyun karşılığında 10 milletvekili, 20 milletvekili, 30 milletvekili nasıl fazla çıkarabilirim hesabı. İki partiyi blok halinde bölüm sistemine koyup, tek parti gibi D’Hondt sistemine soktuğun anda bugün zaten sistemin içinde var olan haksız temsili daha da artırma planı ve projesidir. Dolayısıyla bu kalem oyunuyla milletvekili hırsızlığıdır. Kalem oyunuyla yazarak iki partinin oylarını bölerek almadığı oyu milletvekiline çevirme imkanı veriyor. Hak etmediği milletvekilliğini kazanma imkanı veriyor. Bu siyaset, bu teklif bir baraj siyaseti projesidir. Baraj korkusuyla oluşmuş. Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50 barajı geçme korkusu var. AK Partiyi bu ittifaka yönlendiren yüzde 50 barajıdır Cumhurbaşkanlığı seçimindeki. Devlet Bahçeli’nin, MHP’nin yüzde 10 barajın altında kalma korkusu var. Orada da TBMM’de yasama organında yüzde 10 barajının altında kalma ve milletvekili çıkaramama korkusu vardır. MHP yüzde 10 barajına takılma korkusuyla, AK Parti yüzde 50 barajına takılma korkusuyla siyaseti kimliksizleştiren, tek tipleştiren böyle bir proje icat etmişlerdir. Bu proje demokraside çoğulculuğu yok etme projesidir. Bu siyaseti tek tipleştirme, kimliksizleştirme projesidir. Bu aynı zamanda milleti kimliksizleştirme projesidir. Hani ‘cumhur ittifakı’ diyorlar ya, diyor ki sen kimliklerini, düşüncelerini bir kenara bırak ve hakim olan anlayışın altında topla. Bu anlayışın dışındaki herkesi de kutuplaştırıyorum, ötekileştiriyorum, siyasette kamplaşma ve kutuplaşmanın ittifakıdır. Dolayısıyla adına ‘cumhur ittifakı’ da deseler bu plan cumhuru bölme planıdır, kamplara ayırma planıdır.

Tabi burada çok açık bir şey var, şunun bilinmesi gerekiyor. Recep Tayyip Erdoğan bütün yetkileri elinde toplamak için, 16 Nisan gayrimeşru mühürsüz referandumunda bir tek adam rejimi yaratmayı planlamıştı. O hevesle girdiği yolda baktı ki bir hendeğe doğru düşüyor; yüzde 50 barajı, çıkaramayacak. Bu sefer bundan kurtulmak için yeni bir proje geliştirdi, bu da ittifak yöntemi. Bununla da yüzde 10 altındaki partileri dağınık yakalayıp, daha çok milletvekili çıkarma hesabına düştü. Bununla yüzde 50 barajını da garantileme imkanı aradığını sanıyor. Ama şu unutulmasın, bu iki plan AK Partinin ve onun ortaklarının, onun şeriklerinin sonunun geleceği planıdır. Bu kurdukları tuzağa kendileri düşecekler. Bu kurdukları tuzak kendi ayaklarına dolaşacak ve bu kurdukları tuzakla o hiç terk etmeye tahammül edemedikleri iktidardan düşecekler. Bunu da şimdiden kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Bu teklif seçim güvenliğini yok etme teklifidir. Artık Türkiye’nin en önemli problemlerinden birisi güvenli seçim meselesidir. Siyasi partilerin sandık başkanı önerme yetkisini kaldırıyorlar. Siyasi partilerin sandıklardaki etkisini ortadan kaldırma projesidir. Denetlemeyin sandıkları diyorlar. Denetlemeyin, dokunmayın, biz istediğimizi yapalım. Seyyar sandıklar kuralım, sandıkları kaçıralım, güvenli olmayan biz oy alamayacağımız sandıkları rahat kontrol edeceğimiz alanlara götürelim teklifidir bu teklif. Hile-i şeriyye hazırlığıdır bu teklif. Ve bu teklif bu çerçevede özellikle polis ve jandarma denetiminde seçim yapma teklifidir. Sandıklara canı istediği zaman polisin ve jandarmanın girebilme imkanını veren bir tekliftir. Yani 2018 yılında Türkiye’de bir sopalı seçim hazırlığıdır bu teklif. Polis ve jandarma silahıyla beraber sandık başkanı çağırmasa bile sandık alanına girebilecek. Böyle bir seçimin güvenliğinden bahsetmek mümkün mü? Bir yeni sopalı seçim hazırlığıdır. Bu seçim Yüksek Seçim Kurulunun gayrimeşru mühürsüz seçiminin ikrarıdır. ‘Mühürsüz pusulalar geçerli olacak’ diye kanuna yazılmıştır. Bu gayrimeşru 16 Nisan referandumunun gayrimeşru olduğunun da kanun yoluyla ikrarıdır.

Değerli arkadaşlar, onun için hele bu aşamadan sonra esaslı ve ciddi bir güvenli seçim hareketinin, sivil toplum hareketinin örgütlenmesi gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu güvenli seçim hareketinin örgütlenmesi için üzerimize düşenin fazlasını yapacağız, bunun öncüsü olacağız. Diğer siyasi partilerle bugünden itibaren bu konuda temasa geçiyoruz, bütün siyasi partilerle oy çalma hesabında olmayan, oyu çaldırmama hesabında olan herkesle beraber bir ciddi güvenli seçim hareketine ihtiyaç var. Diğer siyasi partilerle de temas edeceğiz ve onlarla beraber bütün sivil toplumla bu hareketi başlatacağız, çağrı yapıyoruz. Oyuna sahip çıkmak isteyen herkese çağrı yapıyoruz. Partimizin ilgili birimleri bu konuda, Türkiye’de seçmenin bütün seçim sonuçlarını Cumhuriyet Halk Partisinin sisteminden izleyeceği bir esaslı altyapıyı kuruyor. Ama bu yetmez, hep beraber sandıklara sahip çıkacak bir süreci yapacağız.

Bu arada şunu da söylemek istiyorum. Bugün artık Yüksek Seçim Kurulu Başkanı bu görevi yapamaz, istifa etmelidir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına, Ana Muhalefet Partisine dava açan, husumetli olan, mahkemede husumeti olan birisinin Yüksek Seçim Kurulunun Başkanı olarak bu seçim sürecinde görev alması yargı bağımsızlığına aykırıdır. Seçimlerin yargı denetim ve gözetimi altında yapılması ilkesine aykırıdır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Cumhuriyet Halk Partisiyle husumetli durumdadır. Husumetini dava açarak ispat etmiştir, ortaya koymuştur, açık bir yasal husumet durumu oluşmuştur. Dolayısıyla görevinden çekilmek zorundadır.

Değerli arkadaşlar, gündemde bir başka önemli konu şeker fabrikalarının satışı meselesidir. Sata sata doymadılar. Milletin alın terini sata sata doymadılar. Cumhuriyetin kurumlarını sata sata doymadılar. Gelişmemizin, sanayileşmemizin, güçlenmemizin kurumlarını sata sata doymadılar. Mirasyedi gibi cumhuriyet kurumlarını onlarca yıllık, 90 yıllık birikimimizle kurduğumuz bu halkın, milletin kuruluşlarını sata sata, yiye yiye doymadılar. Ona doymadılar, üstüne üstlük cumhuriyete hakaret etmeye de doymadılar. Hem cumhuriyetin kurumlarını satıp geçiniyorlar, iktidarlarını sürdürüyorlar, hem de cumhuriyetin değerlerine hakaret edip küfrediyorlar. Bu ne büyük nankörlük, insan yediği ekmeğin bile hatırını bilir. Bunlar cumhuriyetin kurumlarını satıp onunla beslenen iktidar, cumhuriyetin değerlerine hakaret etmekten ve yok etmekten de geri durmuyorlar. Bu uluslararası tekellere Türk çiftçisini teslim etme projesidir. Amerikan şirketlerine sağlıksız şekerden para kazandırıp, onun Türkiye’deki ortağı olan ithalat lobisine kapı açma projesidir. 14 şeker fabrikasının satışı, bu milletin malı bu, babanızın malı değil bu. 14 şeker fabrikası, orada çalışanlar, oradaki şekeri tüketenler bu milletin varlığı bu kadar kolay satamazsınız. Alanlara da söylüyorum dikkat edin; bunu böyle keyfe keder iktidarla ilişkilerinizle alıyorsunuz, yarın bu iktidar değişecek. Yarın bu iktidar değişecek ve bunu bu ilişkilerle alıp hukuk dışı, etik dışı biçimde milletin malına konduğunu sananlar bilsinler ki onları geri almayı biliriz yeniden.

Değerli arkadaşlar, 3 milyar dolar katma değeri var şeker fabrikalarının, şeker sektörünün Türkiye’ye. Ve bu yapı, yabancı tekellerin mısır nişastasından şeker üretmesinin önünü açan bu yapı, millete genetiği bozuk şeker yediren bir yapı. Tesadüf değil. Genetiği bozuk siyaset genetiği bozuk şeker yediriyor millete. Bu siyasetin genetiği bozuk. Genetiği bozuk siyaset genetiği bozuk şeker yediriyor millete. Tabi bu tablo yolsuzlukla ilişkisiz bir tablo değil. Bütün bunlar bir yolsuzluk hazırlığının altyapıları. Bütün devletin, cumhuriyetin kurumlarını yolsuzluk yaparak satmadılar mı yok pahasına? Tarım işletmelerini, Telekom’u, Petkim’i ne kadar kuruluş varsa yolsuzlukla yandaşlarına peşkeş çekmek için sattılar, şimdi şeker fabrikalarında da aynı süreç devam ediyor. Bakın, buralarda bunları satarken bir şeyde yükseliyoruz dünyada. Nerede yükseliyoruz? Yolsuzluk endeksinde. Yolsuzluk endeksinde 6 adım gerilemişiz, daha yolsuz ülkeler, yolsuzluk yapan ülkelerden olmuşuz. 180 ülkede 81. sıraya çıkmışız. Yakındır 180.sıraya çıkarırlar bizi bunlar. Çünkü tıynetleri böyle, bunun üzerine şekillenmişler.

Şimdi böyle bir tabloda ekonomiyi, toplumsal yaşamı, siyaseti böyle dizayn eden anlayış Türk siyasetine bir başka kötü ahlakı da yerleştirdi. AK Parti yönetiminin, Erdoğan yönetiminin anlayışı Türk siyasetinde bir başka kötü ahlakı yerleştirdi, o da trollük. Troller bunlar zamanında türedi. Troller bunların paralarıyla türedi, trolleri bunlar yarattılar. Trollere milyonlarca liralık bütçeyi bunlar ayırdılar, hem de kamu kaynaklarından. On binlerce kişiyi görevlendirdiler trol olarak çalıştırmak için. İtibar cellatlığı icat ettiler. Troller kanalıyla hazzetmedikleri, hoşlanmadıkları herkese itibar suikastı yaptılar. İtibar celladı bunlar. Troller bunların itibar celladı ordusu. Öyle bir ordu kurdular. Milyonlarca lira, en az on bin trolü var bunların. AK Parti iktidarının devlet imkanıyla beslediği en az on bin trolü var. En az aylık 30 milyon lira bunların gideri. Aylık 30 milyon, nerede bu bütçe, nerede bu bolluk? Ve bununla sanatçısından siyasetçisine, yalan yanlış iftirayla, sosyal medyada bir büyük trol suikastı, bir büyük itibar suikastı başlattılar ve bu itibar suikastıyla kendi Başbakanlarını düşürdüler. Davutoğlu Başbakanken bu trol ordusunun saldırısıyla önce üzerine gittiler,  ondan sonra da saray darbesiyle indirdiler. O zamanlar bunları görmeyen, bunları güya bilmeyen, suskun olan Erdoğan birden bunları görmeye başladı. Süleyman Soylu’nun istifaya ilişkin söylentilere ve kendisinin mesaj içeriği taşıyan açıklamalarından sonra çok ilginçtir sözüne bakın, ‘Trol ahlaksızlığı Türkiye’nin birlik ve beraberliğini bozma adımıdır’ demiş Erdoğan. Günaydın!  Günaydın doğru… Doğru da bu ahlaksızlığın arkasında sen varsın sen! Sen kurdun, bu bütçeyi sen verdin, bu imkanı sen verdin ve tarihin hazin bir tesadüfüdür belki bu sosyal medya ekipleri kurulurken AK Partinin Ar-Ge’den sorumlu Genel Başkan Yardımcısı da Süleyman Soylu’ydu. Ve Sayın Süleyman Soylu böyle bir sosyal medya kampanyası başlatmıştı. Acaba diyorum devreler mi karıştı, sigortalar mı attı? Nereye yöneleceklerini şaşırdılar mı? Yani bunu bir ahlaksızlık olarak söylemek gerçekten önemli, ama bu ahlaksızlığın arkasında yatan sebebi açıklamak bize düşüyor.

Değerli arkadaşlar, son olarak bir başka önemli konu Türkiye’de siyaset yapmak tek adam rejiminin iki dudağı arasına sokulmuştur. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bu bir deli gömleğidir, bu deli gömleğini yırtıp atacağız milletin desteğiyle inşallah inanıyorum. Milletin desteğiyle bu deli gömleğini yırtıp atacağız. Neyi söylüyorum? Bir Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden AK Parti Genel Başkanı var; anayasanın tarif ettiği, yemin ettiği tarafsızlık sıfatına zerrece uymuyor, sabahtan akşama kadar parti Genel Başkanı olarak devletin Cumhurbaşkanlığının imkanlarını kullanarak önüne gelene küfrediyor, önüne gelene hakaret ediyor, konuşmalarını çocuklarımızın dinlemesinden imtina eder hale geldik. Ama birisi bir başka siyasetçi, bir milletvekili Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirdiği zaman ‘padişah bozuntusu’ dedi diye hapis cezası alıyor ve milletvekilliği düşürülüyor. Yargının geldiği duruma bakın, siyasetin geldiği duruma bakın. Bu kararı veren hakim hakim değildir. Bu kararın altında imzası olanların hukuk vicdanı yoktur, adalet yoktur. Bu süreci yaratan siyaset demokratik siyaset değildir ve bunu bozmak hepimizin görevidir. Hangi partiden olduğunun hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Sen dün kalkacaksın bir şiir okudum diye kıyameti koparacaksın, bir büyük mağduriyet yaratacaksın, ondan sonra bütün mağduriyetlerin sebebi olacaksın, babası olacaksın, sorumlusu olacaksın. Böyle bir şey var mı? HDP Grup Başkanvekilliği de yapmış Ahmet Yıldırım’ın milletvekilliğini düşürdüler. Niye? Cumhurbaşkanına hakaret etmiş diye. Cumhurbaşkanı gibi Cumhurbaşkanı olsun, ondan sonra yasanın verdiği korumadan yararlansın. Kavga bile mertçe olmalı, mücadele bile mertçe olmalı. Hakimlere talimat vereceksin, yargıyı kontrol altına alacaksın, önüne gelene ‘lan’ diyeceksin, hakaret edeceksin, ondan sonra sana bir milletvekili, bir partinin Grup Başkanvekili, mecliste grubu olan partinin Grup Başkanvekili çıkıp ‘padişah bozuntususun’ dediği zaman talimatın altındaki mahkemeler kalkacaklar hapis cezası verecekler, siyasi hakları ortadan kalkacak, milletvekilliği ortadan kalkacak. Böyle bir tablo Türkiye’ye yakışan bir tablo değildir. Bu tabloyu değiştireceğiz.

Değerli arkadaşlar, önümüzdeki süreç Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklerin iktidara geleceği bir süreç olacak. Bir büyük toplumsal buluşmanın mayaları gün geçtikçe hızla tutmaya başlıyor.

Hepinize teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Duygu Özdemir, TRT Haber. Efendim Kemal Kılıçdaroğlu’nun ittifakla ilgili açıklamaları bugün köşe yazılarına yansıdı; Saadet Partisi ve İYİ Parti’yle ilkeler ittifakı doğrultusunda bir ittifaka yeşil ışık yaktığı yönünde, birincisi bu. İkincisi de, tüzük kurultayında Cumhurbaşkanı adayının halk tarafından belirlenmesine yönelik bir madde gündemde. Böyle bir değişiklik de yapılacak mı, değerlendirmelerinizi alabilir miyim?

Bülent TEZCAN- Teşekkür ederim. Önce ittifaklarla ilgili sorunuzu sanıyorum, Sayın Genel Başkanımız çok güzel bir şey söyledi, çok doğru bir şey söyledi, ‘demokrasiyi ayakta tutma, demokrasiyi güçlendirme adına ilkeler ittifakı kurabiliriz’ dedi. İlkeler etrafında bir ittifak kurabiliriz dedi. Yani ilkesiz ittifakı reddediyoruz dedi. Yani bugün Türkiye’de İttifak Yasa Teklifi görüşülürken, ilkesiz ittifakların revaçta olduğu bir dönemde Sayın Genel Başkan ilkeli ittifakların ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmiştir. Evet bizim için ilkeli ittifaklar önemlidir. Barajı aşabilme sevdasıyla, o kaygıyla, o korkuyla oluşturulacak ilkesiz ittifakların değil, olsa olsa Türkiye’yi güçlü bir demokrasiye taşıyacak, adaletin ve huzurun hakim olacağı bir Türkiye yaratma ilkesi etrafında, ilkeler etrafında oluşturulmuş bir ittifaktır. Bunu söyledi Sayın Genel Başkanımız.

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusu, yani diğerini ilkesiz ittifak peşinde olanlar düşünsün. Sayın Genel Başkan toplumun, milletin önüne bir ilkeli ittifak anlayışını koyuyor.

Diğer sorunuz, Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili, bu zamana kadar seçim yöntemlerinde bilinen üç yöntem vardır genel olarak bizim tüzüğümüzde de, partilerde de. Önseçim, üyelerin belirlemesidir. Aday yoklaması, delegelerin belirlemesidir. Merkez yoklaması da Parti Meclisinin, yetkili organların belirlemesidir. Biz buna bir geniş kapsayıcı bir yeni model önerdik Cumhurbaşkanlığı seçimi için. Onun adına da seçmen yoklaması dedik. Seçmen yoklaması da bütün seçmenlerin oyuyla belirlenmesidir. Bu bir özgüven işidir tabi. Bu mesele bunlardan biriyle karar verebilir, biriyle yapmaya karar verebilir Parti Meclisi. Birkaçını birlikte deneyebilir. Bunlar zaman içerisinde uygulanır. Bu bir özgüven işidir. Eğer geniş kesimleri kucaklayan bir Cumhurbaşkanı hedefliyorsak seçeneklerin içerisine bunu da koymanın gerekli olduğunu düşündü arkadaşlarımız ve böyle bir teklif hazırladılar. Ben bunun geçeceğine inanıyorum. Partinin yetkili organları bunu görüşecek, en sonunda kurultayımızın bunu değiştirmeden kabul edeceğine inanıyorum. Ama tabi son karar kurultayındır.

Soru- Oğuz Şahin, Kanal D. Efendim ilkeler ittifakında, aslında çerçeveyi çizdiniz ama biraz daha detaylandırmak istiyorum ben bunu, şimdi ilkeler ittifakında herkes ilkelerinden bahsediyor. İYİ Parti lideri konuştu bugün, Saadet Partisi Genel Başkanı az önce konuştu, sizde ifade ettiniz. Peki bu ilkeler nelerdir, hangi ilkelerde buluşuyorsunuz? Aynı zamanda resmi bir ittifak çatısı altında toplanacak mısınız? Eğer ki, CHP, İYİ Parti ya da Saadet Partisi bir resmi ittifak çatısı altında buluşursa, HDP bu ittifakın neresinde olur?

Bülent TEZCAN- Öncelikle temel sorun ilkelerin belirlenmesidir. O da çok zor bir şey değildir. Temel anlayış demokrasi, çoğulcu rejim, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, yargı bağımsızlığı, adalet ve huzurun tesis edilmesi, toplumsal barışın sağlanması gibi 81 milyon vatandaşımızın hepsinin arzu ettiği ve hepsinin yüreğini soğutacak temel meseleler bu ittifakın esaslı ilkeleri olur. Bunlar belli bir formülasyon dahilinde anlatılabilir. Zaten ilkelerin ortak belirlenmesi önemlidir. Kutuplaşmayı reddeden, ötekileştirmeyi reddeden bir büyük buluşmayı tarif eden ilkeler belirlenebilir, belirlenir. Partileri konuşuyor olmak ilkeleri ikinci plana atar. Onun için önce ilkeleri konuşacağız. O ilkeleri kabul eden yapılanmalar ve partiler ittifakın parçası olurlar. Ama önce partileri tartışmak ilkeleri etkisiz ve itibarsız hale getirmek olur. Bu nedenle partileri konuşmayacağız, o sonranın işi.

Soru- A Haber Televizyonu, Mert Acar. Efendim Parti Meclisi üyesi Zeki Kılıçaslan’ın HDP ittifakıyla ilgili bir sözü vardı. ‘Eğer gerekiyorsa, milletin menfaati neyse HDP’yle ittifak yapılır‘ demişti. Siz neler söylersiniz?

Bülent TEZCAN- Arkadaşlar Sayın Genel Başkan ittifaklarla ilgili söylenmesi gerekeni dün söylemiştir, bugün de basın organlarında yer aldı. Ben de söylenmesi gerekeni söyledim, meramımız budur. Bu meramın dışında başka bir şey yoktur.

Soru- Peki parlamento seçimi için konuşacak olursak yine bir ittifak sözkonusu olabilir mi ilkeler bazında?

Bülent TEZCAN- İlkeler bazında ittifaktan söz ettiğimiz zaman, bunun hangi seçime göre yapılıp yapılamayacağından çok hangi ilkeler etrafında birlikte yürüneceği önem taşıyor. Dolayısıyla aslolan ittifaktır. O ittifaktaki ilkeleri hayata geçirebilmek için ne yapmak gerekiyorsa o yapılır. Önemli olan ilkelerin hayata geçirileceği bir süreci örgütleyebilmektir.

Soru- Şevket Yaman, Milliyet Gazetesi. Efendim AKİT TV’de bir sunucunun tepki çeken açıklamaları oldu. ‘Sivil öldürecek olsak Cihangir’den, Nişantaşı’ndan, Etiler’den hatta TBMM’den başlarız’ dedi. Nasıl değerlendirirsiniz?

Bülent TEZCAN- Bir, tek kelimeyle densizliktir. İki, kabul edilebilir bir şey değildir ama bu atmosfer, bu iklim ne yazık ki iktidarın şımartmaları sonucu ortaya çıkmıştır. Bu yayın kuruluşlarının iktidardan nasıl desteklendiğini ve nasıl beslendiğini biliyoruz. Bu kültürün iktidar tarafından nasıl teşvik edildiğini biliyoruz. Derece derece, yukarıdan aşağı inene kadar bu şekle geliyor. Üçüncüsü de Radyo Televizyon Üst Kurulundaki arkadaşlarımız bunu olağanüstü gündem maddesi olarak toplantı gündemine getirecekler, orada bizi temsilen bulunan, bizim kontenjanımızdan bulunan arkadaşlarımız. RTÜK her olmadık şeyi cezaya konu yaparken böyle bir meseleyi ne yapacak merak ediyoruz. RTÜK’ten de bu konuda gereğini yapmasını bekliyoruz.

Teşekkür ederim arkadaşlar.

CHPnet

SİTELERİ