CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (21 MART 2018)  
21.03.2018
12648
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (21 MART 2018)

Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.

Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan MYK Toplantısının gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şu açıklamalarda bulundu:


 

Değerli basın mensupları, hepiniz hoş geldiniz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Türkiye’nin ve dünyanın önemli gündemini görüşmeye devam ediyoruz.

Bugün acı bir haberle uyandık. Türk siyasetine uzun yıllar hizmet etmiş, diplomaside uzun yıllar görev yapmış bir değerli siyasetçi ve diplomat Sayın Deniz Bölükbaşı’yı kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, bütün ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum, yakınlarına sabır diliyorum.

Bugün 21 Mart Nevruz Bayramı. Nevruz Bayramı öncelikle barış, huzur, kardeşlik duygularının güçleneceği bir gelecek arzusuyla bütün insanlık için kutlu olsun diyorum, herkesin Nevruz Bayramını kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, ortak değerlerimizi hasretle andığımız, beklediğimiz günlerden geçiyoruz. Nevruz, Orta Asya’dan Balkanlara kadar uzanan o büyük koridorda halkların kardeşliğini ifade eden, simgeleyen ortak değerlerimizden biri. Önemli bir gün, baharın gelişinin müjdelendiği gün, yeniden doğuşun müjdelendiği gün, hayatın, hayata bağlılığın, yeni bir hayatın tarif edildiği gün. Bu çerçevede aslında Nevruz’un biraz önce tarif ettiğimiz Orta Asya’dan Balkanlara kadar uzanan koridoru kardeşlik koridoru. Her zamankinden daha fazla buna ihtiyacımız var. Kutuplaşma kültürünün yerleştirilmeye çalışıldığı, toplumun ayrıştırılmaya çalışıldığı bugünlerde Nevruz’un birleştirici duygusuna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bu nedenle Nevruz Bayramının barış ve huzur getirmesini, gelecekte barış ve huzur içerisinde bir Türkiye’yi kurma özlemimizi bu vesileyle bir kere daha paylaşmak istiyorum.

Yine güzel bir tesadüf, hüzünlü bir tesadüf, büyük halk ozanı, Anadolu’nun büyük halk ozanı Aşık Veysel’in ölümünün, aramızdan ayrılışının, ebediyete intikalinin 45. yılı bugün. Anadolu coğrafyasında Nevruz’un temsil ettiği o kardeşliği, toprağın üretkenliğini, toprağın doğurganlığını Anadolu’dan, Orta Asya coğrafyasından, Balkanlara kadar toprak üzerinde emekle, alın teriyle, sevgiyle, hoşgörüyle ortaya çıkan kardeşlik duygusunu şiirlerine, türkülerine yansıtan büyük ozanı yitirişimizin 45. yıldönümü. Bu büyük buluşma Nevruz’da onun hatırasını tekrar anacağımız bu büyük buluşmada bir kere daha Aşık Veysel’i, büyük ozanı rahmetle, sevgiyle ve özlemle anıyoruz. O duyguların ilelebet yaşaması arzumuzu da paylaşmak istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu güzel duygularla başladık ama Türkiye’de tabi her şey bu çerçevede güzelliklerle gitmiyor. Siyasetin görevi güzel bir gelecek yaratmak. Onun için de Türkiye’nin temel meselelerini çözmeye odaklanmak zorundayız. Bu meselelerin başında hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı geliyor. Demokrasiyi güçlendirmek için hukukun üstünlüğüne ihtiyacımız var. Ekonomiyi güçlendirmek için hukukun üstünlüğüne ihtiyacımız var. Yatırımların artması, yoksullukla mücadele etmek, işsizlikle mücadele etmek için hukuk devletinin tesis edilmesine ihtiyacımız var. Kişilerin, kurumların, örgütlerin, sendikaların, işverenin, işçinin, çiftçinin, emekçinin, emeklinin, herkesin kendisini özgür ve güvende hissetmeye ihtiyacı var. Bunun da birinci koşulu yargı bağımsızlığı. Ama ne yazık ki, Türkiye yargı bağımsızlığının yok edildiği, yargının ayaklar altına alındığı, çiğnendiği, paspas edildiği, söylemeye utanıyorum paçavraya çevrildiği bir dönemden geçiyor. Utanç vesilesidir, utanç meselesidir, utanç fotoğrafıdır. Hakimler ve savcılarımız mesleğe yeni adım atarken kura çektiler, meslek kurası çekiyorlar. Yani nerede görev yapacaklarını talihlerine kalmış, şanslarına kalmış, kura sarayda çekiliyor. Saray rejiminin bir kere daha yargının üzerine sıçrattığı bir lekedir hakim ve savcılar kurasının sarayda çekiliyor olması. Sarayda oturan zat, Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zat, AK Parti Genel Başkanıdır, bir siyasi partinin genel başkanıdır ve Türkiye yargı tarihinde bu dönemde üst üste ayıplar yaşanmaktadır. Hakimler, savcılar, siyasi parti genel başkanlarının önünde, bir siyasi parti genel başkanının önünde cübbe iliklemek durumunda kalmış, olmayan cübbelerinde delik ve düğme arar duruma düşmüş ve ayakta alkışlama ayıbının ortağı olmuşlardır. Böyle bir tablo.

Biz biliyoruz ki, saray düzeni hakim ve savcıların iradesini ipotek altına almaya çalışıyor. Önemli bir bölümünü de, bir kısmını da almıştır. Sarayda hakimlik, savcılık kurası çekilmesi demek, hakim ve savcıların talihlerini de ipotek altına almak demektir. Bu kirli düzen, iradesini ipotek altına aldığı hakim ve savcıların talihlerini de, şanslarını da ipotek altına alma düzenidir. Bakın, bu uygulamaların sonucu çok açık, rakamlar belli. Bin 236 hakim ve savcı atandı, tespit edebildiğimiz şu ana kadar 113 tanesi AK Partiyle doğrudan temas halinde. Hani son dönemlerin meşhur bir sözü var ya iltisaklı olmak diye. Tespit edebildiğimiz 113 tanesi AK Partiyle iltisaklı. Ya ilçe başkanı, ya il başkanı, ya kadın kollarında, ya gençlik kollarında, ya milletvekili adayı. Yolu bir şekilde AK Partinin içinden, önünden geçmiş. 90’ın üzerinde puan alanlar sözlüden geçirilemezken, elenirken, 70 şartını bile karşılamayanlar AK Partiye iltisaklı oldukları için, saraydaki kurayla iradelerini ve talihlerini saraya ipotek ederek yargıçlık ya da savcılık yapmak üzere mesleğe intisap etmişlerdir. Türk yargı düzeni açısından utanç verici bir tablodur ve çok ilginç tabi bazıları ödüllerini aldılar. Hani bizim o büyük Adalet Yürüyüşümüze “Sözde Adalet Yürüyüşü” diyen bir sözde Danıştay Başkanı vardı ya, onun kızı Gonca Hatinoğlu kurayı çekiyor sarayda, talihini saraya emanet etmiş ya, sarayda kurayı çekiyor, her ne hikmetse talihinden Elazığ hakimliği çıkıyor. Ama tabi ki annesinin, sözde Danıştay Başkanının “Sözde Adalet Yürüyüşü” diyerek, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı ile tartışmaya girerek, sarayın sözcülüğünü yaparak kazandığı bir itibar var sarayda, onun karşılığını alması lazım. “Sözde Adalet Yürüyüşü” sözünün karşılığını alıyor, aynı gün kızı Elazığ’a kura çekmiş olmasına rağmen aynı gün Yargıtay Tetkik Hakimliğine atanıyor. Bu ayıp değil mi? Bu vatandaşın çocuğuna ayrımcılık değil mi? Elazığ vatan toprağı değil mi, Elazığ yurt toprağı değil mi? Saraya yakın olanlar oralara gitmesin, bir günde gelsinler kısa yoldan hakim, savcı olsunlar, kısa yoldan Ankara’da kalsınlar. Böyle bir düzen yarattılar.

Değerli arkadaşlar bununla kalmıyor bakın, Man Adası belgelerini biliyorsunuz. Hani bir 1 poundluk şirket 15 milyon dolarlık ticaret, söylemiştik ya… O ticarette de AK Parti Genel Başkanı Erdoğan ne sattığını hala açıklayamadı. “Benim yakınlarım, akrabalarım şirket sattı” demişti. 15 milyon dolarlık şirket. Kime satmış? 1 poundluk sermayesi olan şirkete Bellway’e, yani 5 lira sermayesi olan bir şirket, 15 milyon yaklaşık 70 milyon liraya tekabül ediyor, 70 milyon, eski parayla 70 trilyon liralık bir şirketi satın alıyor. Bu nasıl ticaret bunu açıklayamadı. Bir de bir şeyi daha açıklayamadı bekliyoruz. Hangi şirketi sattı yakınları? 15 milyon dolara sattığı şirketin adı ne, bilançosu ne, vergi verdi mi, kaç lira kar yaptı, hissedarları kimler? Bunları tek tek kamuoyuna açıklamasını bekliyoruz. Bunu açıklayamadılar, açıklayamıyor, açıklayamaz. Ama başka bir şey yaptılar, Man Adasıyla ilgili Genel Başkanımızın bu açıklamayı yapmasından sonra Genel Başkana üç tane dava açtı. AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın yakınları üç tane tazminat davası açtı. Bu davalar İstanbul’da Anadolu Adliyesinde 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, 9. Asliye Hukuk Mahkemesi, 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüyordu. Bu davalar açılır açılmaz bu üç tane mahkemenin de hakimleri Dilek Selekoğlu, Mustafa Güler, Pınar Daşlıçay bu mahkemelerden alındılar başka yerlere verildiler. Bu mahkemelerin hakimleri değişti. Ne zaman? Genel Başkana Man Adasıyla ilgili sorduğu sorular nedeniyle Erdoğan’ın yakınları tazminat davası açtıktan sonra. Bu mahkemeler bakacaktı, dosyalar buraya düştü bunların hakimlerini değiştirdiler. Niye? Yandaş hakimler getirmek için. O kararlar lehimize çıksın diye. Bununla da yetinmediler yine İstanbul’da Bölge Adliye Mahkemesinin 4. Hukuk Dairesi tazminat davalarına bakan istinaf dairesini de değiştirdiler. Onun üyelerini de değiştirdiler. Niye? İstediğimiz kararları alabilelim diye.

Enis Berberoğlu dosyasında aynısını yaptılar. Enis Berberoğlu davasındaki heyeti, hakimleri değiştirdiler bir gece yarısı. Ertesi gün karar verileceği zaman hakimleri değiştirdiler ve bütün bu yaptıkları dünyanın gözü kör değil, dünya biliyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çıktı dedi ki, “Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak zorundasın” dedi. “Yerel mahkemeler Anayasa Mahkemesinin üstünde değildir” dedi. Şimdi soruyorum utanmadınız mı? Utanmadınız mı? Anayasamızda yazan bir hükmü gözardı ederek, mahkemelere talimat verip yerel mahkemeler Anayasa Mahkemesinin tahliye kararlarına uymazken sizden güç alıyorlardı. Rezil ettiniz hukuku, mahkemeleri rezil ettiniz, yargı düzenini rezil ettiniz. Rezilliğinizi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çıktı söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şimdi Anayasa Mahkemesini etkisiz bir iç hukuk yolu olarak görme tehlikesi ortaya çıktığında derhal tahliye kararı vermek zorunda kaldınız, bir kısmıyla ilgili tamamıyla ilgili değil. Utanmadınız mı?

Şimdi böyle bir Türkiye yarattılar hukuk düzenini, yargıyı yok eden böyle bir Türkiye tablosu. Hukukta böyle. Peki ekonomide, iş yaşamında nasıl bir Türkiye, nasıl bir düzen kurdular? Bu düzenin bir tane adı var arkadaşlar, “Tosuncuk Düzeni”. Türkiye’ye bir “Tosuncuk Düzeni” getirdiler. Nedir “Tosuncuk Düzeni?” Milletin çocukları bu düzenin dışındadır. Devlet milletin çocuklarını görmez. Devlet kimi görür, hükümet kimi görür? Tosuncukları görür. Kimdir o tosuncuklar? Bakanların çocukları, hükümete yakın olanların çocukları, AK Partinin kaymak tabakasına yakın olanların çocukları, devletin, hükümetin kaymak tabakasına yakın olanların çocukları. Tosuncuklar holding sahibi olur. Tosuncuklar gemi sahibi olur. Tosuncuklar imtiyazlı atama sahibi olurlar. Tosuncuklar 70 puanın altında puan alsalar bile 90 puan alanların önüne geçip hakim, savcı olarak atanırlar. Tosuncuklar Elazığ’a tayinleri çıkarsa bir günde Ankara’da Yargıtay’a gelirler, Ankara’dan analarının, babalarının dizinin dibinden uzaklaşmazlar. Ama milletin çocuklarına gelince milletin çocukları bekler. Tosuncuklardan kendilerine yer kalıp kalmayacağını beklerler. Kim mesela? Mesela ataması yapılmayan öğretmenler. 500 bine yakın, yarım milyona yakın 455 bin 119 atama bekleyen öğretmenimiz var. Yarım milyon atama bekleyen öğretmen milletin çocuğu bunlar. İş bekliyor iş! En düşük ücretle öğretmenlik yapabilmek ve çocuklarımızı okutabilmek için, hala atanmıyorlar. Ziraat mühendisi, gıda mühendisi, su ürünleri mühendisi, veteriner hekim, 100 binin üzerinde bu mühendisler ve veteriner hekimler. Ziraat mühendisleri, su ürünleri, gıda mühendisleri, veteriner hekimler, 100 binin üzerinde atama bekliyor. Bunlar dirsek çürüttüler. Anaları, babaları yemedi yedirdi, içmedi içirdi bu çocukları okutmak için. Ceketlerini sattılar, ayakkabı giymediler üniversitede okuttular bu çocukları. Niye? Ekmek sahibi olsunlar, iş sahibi olsunlar, gelecekleri kurtulsun diye. Ama o çocuklar talihsizdi, çünkü onlar tosuncuk değiller.

İşte bu “Tosuncuk Düzeni”ni yıkmak bizim görevimiz. Bunun için siyaset yapıyoruz. Tosuncukların değil, milletin çocuklarının geleceğinin güvence altına alındığı bir Türkiye istiyoruz. Bunun için siyaset yapıyoruz. Yani sizinkiler mümtaz şahsiyet, onların çocukları mümtaz şahsiyet tosuncuklar; gemi sahibi oluyorlar, holding sahibi oluyorlar, mümtaz atamadan talihli olarak çıkıyorlar. Ama milletin çocukları atama bekliyor.

Değerli arkadaşlar, AK Parti iktidarı döneminde yolsuzluk kurumsallaşmıştır. Milleti dolandıranların itibar kazandığı ve hükümetin gözü önünde milleti soyduğu bir soygun düzeni yaratılmıştır. Hiçbir dönemde bu kadar çok soygun olmamıştı. Bakın Çiftlikbank meselesi çıktı. Hükümetin gözü önünde banka adını kullanıyor, müdahale eden yok. Açılışlarına siyasetçiler gidiyor. Açılışlarda dualar okuyorlar, televizyonlarda veriyorlar, reklamını yapıyorlar. Ondan sonra milletin 511 milyon lirasını alıyor bir tosuncuk götürüyor. Bu da onların tosuncuğu. Ne kadar tosuncuk varsa bunların etrafında, düğün bayram olmuş bunlar için. Kombassan bunların dönemindeydi. Hesap soruldu mu? Sorulmadı. Deniz Feneri bunların dönemindeydi hesap soruldu mu? Sorulmadı. Tam tersine korundular, kollandılar, iktidarda güç sahibi oldular. Ve bu düzenin en sonunda millete yansıması, çiftçi mazotun parasını ödeyemez, bugün gene benzine 15 kuruş daha zam geldi, benzin parasını ödeyemeyecek duruma düşmüş vasıta sahipleri. Tosuncuk düzenini bitireceğiz kararlıyız. Tosuncuk düzenini bitireceğiz, milletin çocuklarının hak ettiği yere geleceği liyakat düzenini kuracağız.

Değerli arkadaşlar, aynı anlayış şeker fabrikalarında da devam ediyor. Bakın şeker fabrikalarından milletin malını peşkeş çekme peşindeler. Önce sendikalara teşekkür ediyorum bu konuda güçlü ve ciddi bir mücadele yürütüyorlar. Başta Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba olmak üzere 20 kişilik milletvekili grubumuz karış karış Anadolu’da bu milletin alın teriyle edindiği şeker fabrikalarını geziyor ve milletle beraber şeker fabrikalarını koruma mücadelesi veriyorlar. Diğer siyasi partilere de, Saadet Partisi, İYİ Parti, diğer destek veren siyasi partilere de teşekkür ediyorum. Milletin servetini ve varlığını koruma konusunda bir duyarlı beraberlik oluşuyor. Anadolu’da başı örtülü analarımız, bacılarımız bakanların önünü kesiyor “ben pancar üreticisiyim, benim çocuğum fabrikada çalışıyor, şeker fabrikalarını kapatamazsınız” diye. Bu milletin tarihini bilmeyenler şeker fabrikalarını ve milli serveti böyle mirasyedi gibi satarlar. Hep diyoruz ya “sata sata doymadılar” diye. Şeker fabrikaları ve onun gibi açılan cumhuriyetin o önemli sanayi hamleleri milli ekonomimizin amiral gemileriydi. Bunlar milli ekonomimizin amiral gemilerini batırma şampiyonu oldular. Tabi bunların bunu bilmelerini bekleyemeyiz. Çünkü bunların tarihi öğrendikleri yer tren istasyonlarında satılan tarih mecmuaları. Tarihimizi tren istasyonlarında satılan üçüncü sınıf mecmualardan okuyanların, tarihimizi kafasında fes bulunan delilerin ağzından dinleyenlerin milli ekonomimizin bu amiral gemilerini bilmelerini anlamalarını tabi ki beklemiyoruz. Ama bir şeyi hatırlatmayı da borç biliyoruz. Milli olmanın yolu bu fabrikalara sahip çıkmaktan geçer. Bu fabrikaları yok eden anlayış gayri milli anlayıştır. Sözle milli olunmaz. Yerli ve milli olmanın yolu, milletin alın teriyle bu ülkenin istiklal ve istikbal mücadelesinde yarattığı şeker fabrikaları gibi önemli kuruluşları yaşatmaktan, büyütmekten ve yenilerini eklemekten geçer, bunlar gibi yok etmekten değil. Sata sata doymadılar. Öyle bir mirasyedi düzeni kurdular ki, bunların “Tosuncuk Düzeni” sata sata doymuyor, aç bir düzen.

Bakın sarayın 13 günlük gideri şeker fabrikalarının, zarar edenlerin zararlarını karşılamaya yetiyor. 13 günlük gideri. Ne doymaz bir saraymış bu. 13 günlük gideriyle zarar ediyor dedikleri şeker fabrikalarının zararları karşılanıyor. Kaldı ki çoğunluğu kar ediyormuş şeker fabrikalarının. Bir dakikası bir asgari ücret yiyor bu sarayın, bir dakikası! Bir dakikada bin 608 lira harcıyor saray, bir asgari ücret bin 603 lira. Böyle bir doymaz saray düzeni kurdular, şimdi bu saray düzenini başka yeni bir taraftan, şeker fabrikalarını satarken bir taraftan da çiftçinin sulama birliklerine göz dikerek tahkim etmeye çalışıyorlar. Şimdi de komisyonda görüşülüyor TBMM’de. Sulama birliklerini köylünün elinden almaya çalışıyorlar. Sulama birlikleri köylünün kendi başkanını seçtiği, kendi yönetimini seçtiği, arazisini, tarlasını sularken kendi yöneticilerini seçerek karar verdiği yerler. Yani sulamada, tarımda çiftçinin söz, karar ve yetki sahibi olduğu yerler sulama birlikleri. Şimdi onların başına atanmış müdürler getirmeye çalışıyorlar. Meclisteki beklenen teklif, getirdikleri teklif bu. Atanmış müdürlerle sulama birliklerini çiftçinin elinden almanın peşindeler. Başka bir şeyi daha hazırlıyorlar. Bu özelleştirmeye hazırlık. Aynı zamanda tarımsal sulama hizmetlerini ticarileştirip başka hangi tosuncukları yaratırız hesabı içerisindeler. Yani bu düzen devam ederse tosuncuklar yarın da çiftçilerin sulamasına el atacak, çiftçilerin bir başka önemli işini de ellerinden alıp buradan para kazanacaklar.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin gündemi yapay gündemlerle değil çiftçinin, emekçinin, emeklinin, işçinin, üretenin huzurla geleceği kuracağı bu esas gündemin etrafından dönmek zorunda. İktidar bugüne kadar yapay gündemler yaratarak kendi anlayışıyla dizayn etmeye çalışsa da milletin gündemi budur, bu gündeme sahip çıkacağız ve milletle beraber inşallah iktidar olup bu problemleri de çözeceğiz.

Hepinize teşekkür ediyorum arkadaşlar.

CHPnet

SİTELERİ