CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (10 OCAK 2018)  
10.01.2018
11548
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (10 OCAK 2018)

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Genel Merkezde düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:


Evet arkadaşlar, hani o güzel bir şiir var ya türküsü de oldu sonra. Görüşmecim yeşil soğan göndermiş diye. Bugün gazetecilere yeşil soğan götürülen bir Türkiye, en azından yeşil soğana muhtaç olmayıp karanfille gününü kutlayabilme ayrıcalığına sahipsiniz. Hepinize merhaba, Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı tamamladık.

Bugün Çalışan Gazeteciler Günü, günümüze, basın toplantımıza sizlerin, gazetecilerin gününü kutlayarak başladık. Ancak biliyoruz ki, Türkiye’de aslolan Çalışan Gazetecilerden ziyade çalışamayan gazeteciler, çalıştırılmayan gazeteciler. Gazetecilik yaptığı için gerçekten gazeteciliğe yakışır gazetecilik yaptığı için hapse atılan gazeteciler, yargılamalarla, tutuklamalarla muamele gören gazeteciler bugün Türkiye’de Çalışan Gazeteciler Günü çalıştırılmayan gazeteciler gününe dönüştü.

Türkiye basın özgürlüğü konusunda dünyada en kötü noktalardaki ülkeler içerisinde. Bu konuda basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 155. sıradayız. Bu bir utanç tablosudur, bu bir ayıp tablosudur. Ve hükümet ne yazık ki, bu ayıp tablosunu kapatmak için herhangi bir çaba içerisinde değil, tam tersi bu karneyi daha da kötüleştirmek için elinden geleni yapıyor. 

Değerli arkadaşlar, son 12 yıl içerisinde AK Parti yönetiminin 16 yıllık dönemini alın bunun son 12 yılı içerisinde 56 basamak birden aşağı düştük. Gazetecilerin özgürlükleri, basın özgürlüğü konusunda 56 basamak gerilemiş bir Türkiye var. Tutuklu gazetecilerin sayısını takip edemez hale geldik. Artık hangi yayın kuruluşu bakın, Cumhuriyet Gazetesi, Sözcü Gazetesi, Birgün Gazetesi, iktidarın sadece iktidara çok kararlı eleştiri getiren gazeteler ya da gazeteciler değil, bir dönem iktidarın yanında görünse ya da dursa bile ya da iktidarla böyle bir sürekli tartışma içerisinde olmasa bile hazzetmediği şeyleri yazanların gazetelerde tutulmadığı, işlerine son verildiği bir dönem yaşanıyor. Türkiye tarihi hiçbir döneminde basının bu kadar baskı altına alındığı bir süreç yaşamamış idi.

Tabi tutuklu gazeteciler var. AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan, Türkiye’de hem tutuklu gazeteci gerçeğine, hususuna alıştı, bundan rahatsız olmuyor, dünyaya çıkarken de buradan rahatsız olmadığı gibi başka bir şeye daha alışmış tembihli gazetecilere alışmış, tembihli gazeteci. Tembih ediyor ne soru soracaklarsa o soru soruluyor. Tembih etmediği soruyu soranlardan da rahatsız oluyor. Tembihli gazetecilere alışmış olmanın alışkanlığıyla Fransa’da şaşırdı. Çünkü Fransa’da tembihli gazeteci bulamadı bir gazeteci çıktı işte silah taşımayla ilgili bir şeyler söyleyince öfkelendi ve orada kalktı sen dedi FETÖ’cümüsün. Ya bir gazeteci soru soruyor, Türkiye’yi oralarda rezil etmenin alemi var mı? Soru soruyor. Tembih edilmemiş bir soru soruyor. Olabilir, sen tembihli gazetecilere alışık olabilirsin ama Fransa’dasın yani bu konuda sorulacak sorulara dikkat etmek zorundasın. Türkiye’de hoşuna gitmeyen gazetecilere yaptığın muamele belli, biliniyor. Fransa’da bu muameleyi yapamayınca öfkelendi toplantıda kavga etmeye başladı, münakaşa etti soru soran gazeteciyle. Birde dili sürçtü, dili sürçmedi aslında gerçeği söyledi dilinin altındaki. Dedi ki, operasyon yapan dünyanın her yerinde istihbarat örgütleri operasyon yapar dedi. MİT tırlarıyla ilgili gazetecilere zulmettikleri, milletvekili Enis Berberoğlu’nu bu gerekçeyi ileri sürerek hapiste tuttukları MİT tırlarında silah taşıdığını kendisi itiraf etti. Demedi mi orada Fransa’da dünyanın her yerinde istihbarat birimleri böyle operasyonlar yapar diye söyledi. Demek ki, gazetecinin sorduğu operasyonları istihbarat birimi Türkiye’de yapmış, silahı taşımış. Sen şimdi tembihli gazetecilere alışık olunca böyle kontra bir soruda şaşırıp ondan sonra vereceği cevabı bilmiyor. O zaman Sayın Erdoğan’a tavsiyemiz bu tip basın toplantılarını yapmaktan kaçınsın, yoksa daha başka neleri ifşa edeceğini henüz bilmiyoruz.

Değerli arkadaşlar, tabi Fransa gezisinin bir başka ilginç noktası daha var ders alınması gereken nokta. Türkiye’nin AB ve çağdaş dünyayla, demokratik dünyayla bağının ne kadar koptuğunu çok açık gördük. Diplomatik skandallarla bezenmiş bir gezi, onları bir tarafa bıraktık ama bir şey çok önemli. Türkiye AB hedefinden ve değerlerinden hızla uzaklaşıyor. Şimdi Sayın Erdoğan orada çıktı dedi ki, AB’ye gireceğiz diye size yalvaracak halimiz yok dedi. Yani Sayın Erdoğan’a yalvar diyen mi var? Biz Sayın Erdoğan’a yalvar demiyoruz, sana yalvar diyen yok. Ama adamların ağzına laf verme. Söylemek istediğimiz şey bu. Yalvarma ama adamların ağzına laf verme. Sen Türkiye’de OHAL uygulamasıyla bütün demokrasiyi, hukuku ortadan kaldıracaksın, basın özgürlüğünü ortadan kaldıracaksın, ifade özgürlüğünü ortadan kaldıracaksın, adamın ağzına laf vereceksin ondan sonrada kapıda sana yalvarmayız diyeceksin. Türkiye AB standartlarını hak eden bir ülkedir. AB istediği için değil, AB’nin onayı için değil, bu halk, bu millet o standartlarda yaşamayı hak ettiği için, ifade özgürlüğü, özgürlükler yüksek standartlarda yaşamayı hak ettiği için Türkiye AB standartlarına ulaşmak zorundadır. Biz AB standartlarını Türkiye AB’nin kapısında kapıcı olsun diye istemiyoruz. Halkımız hak ettiği için istiyoruz. O zaman hükümetin yapması gereken şey şudur, AB’nin kapısında dilenci olmayın ama fasıl açılmasını da beklemeyin. Kimse size dilenci olun demiyor ama fasıl açılmasını beklemeyin buyurun AB standartları neyse hep beraber muhalefet olarak size destek vereceğiz. Türkiye’de gerekli müktesebatı oluşturmak için bütün çalışmaları yapalım. Hangi kanun gerekiyorsa çıkaralım, hangi düzenleme, yönetmelik gerekiyorsa hükümet olarak çıkarın arkasında duralım, birlikte Türkiye’yi AB standartlarına taşıyalım. AB’nin fasıl açmasını beklemeden bu fasılları biz ne gerektiriyorsa o fasıllar onun gereğini biz yapalı ve adamın ağzına laf vermeyelim. Ondan sonra alıyorsa alır, almıyorsa almaz o onun meselesi. Biz gidip orada dilenci olmayalım ama kalkıp dilenci muamelesi görecek pozisyonda da yurtdışında dolaşmayın. Türkiye’yi başı dik, yapması gerekeni yapmış, alması gereken kararı almış bir ülke olarak bu noktaya taşıyın, taşıyalım, ondan sonrada gidin kafa tutun. Yoksa gazeteciye niye soru sordun diye kafa tutma yerine kardeşim biz sizden daha demokratik standartlara sahip bir ülkeyiz, basın özgürlüğü, fikir özgürlüğü, düşünce özgürlüğü bizde güvence altında deyin ve daha sağlam esaslar üzerinde Avrupa’ya gidin öyle dolaşın. Ama bunlar bunu yapmıyorlar, yapamazlar. Çünkü bunlar OHAL bağımlısı olmuş, olağanüstü hal bağımlısı olmuş bonzai bağımlısı gibi, uyuşturucu bağımlısı gibi OHAL’siz yönetemiyorlar Türkiye’yi. Uyuşturucu müptelası nasıl uyuşturucu olmadan yaşayamaz, bonzai müptelası nasıl bonzaisiz yaşayamaz bunlarda OHAL’siz yaşayamaz hale gelmişler ve OHAL’in olduğu yerde AB standartları olmaz. OHAL’in olduğu yerde, 20 Temmuz darbesinin olduğu yerde tabi ki, siz başınız dik dünyada dolaşamazsınız. Tabi Fransa’ya gitti şimdi Fransa’dan bir de et ithalatı sözü verdi. Akıllara zarar. 5 bin 700 ton parça et ithal edecek Fransa’dan. Böyle bir söz verdi. Türkiye’de hayvancılığı bitirdiler, Türkiye’de tarımı bitirdiler, ithalat lobisi hakim. Geçenlerde de Tunus’a gitti Tunus’tan zeytinyağı alacağım dedi, gittiği yerden bir şey alıyor. Ama aldığı, verdiği her söz Türk çiftçisini perişan eden söz. Ya bir dilini tut, bir düşün söylediğin şeyi.

Şimdi bunlar alışık tabi Fransız köylüsünün, çiftçisinin hakkını koruyup Türk çiftçisini batırmaya. Bundan 6 sene önce 2012 yılında yine Recep Tayyip Erdoğan’ın Tarım Bakanı Mehdi Eker Fransa’dan şövalyelik nişanı almıştı. Niye? Fransız tarımına verdiği destek, Fransız köylüsüne verdiği destek nedeniyle şövalye nişanı almıştı. Herhalde Erdoğan’da bir başka Fransız nişanına talip. Onun için gitti şimdi 5 bin 700 ton parça et istiyor. Ama Fransızlara, Fransız hükümetine bir tavsiyemdir bakana verdikleri nişan şövalyelik nişanı şimdi Sayın Erdoğan şövalyelik nişanını kabul etmez daha yüksek bir nişan bulmanız lazım. Herhalde ona da Gran Krowaz nişanı büyük haç nişanı Fransa’nın en yüksek düzeyli nişanı. Herhalde Erdoğan’a da onu vereceklerdir. Yanlış yapmasınlar diye söylüyorum olur da Mehdi Eker’e verdikleri nişanı verecek olurlarsa reddedebilir. Çünkü daha önce uluslararası cemaatlerden cesaret ödülü almış birisi kendi bakanının aldığı ödülü kabul etmez. Ben daha çok katkıda bulundum deyip muhtemelen büyük haç nişanı isteyecektir. Ona göre eğer öyle bir niyetleri varsa hazırlıklı olsunlar diyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın biraz önce söyledim. Ne zaman yurtdışına çıksa Türk çiftçisinin, Türk halkının zararına ne yapacak diye dikkatle bekler olduk. Tunus’a gitti zeytinyağı alacağım dedi, Fransa’ya gitti parça et ithal edeceğim dedi. Şimdi Sayın Erdoğan’dan ve bu hükümetten OHAL yetkilerini kullanan hükümetten bir talebimiz var. Olağanüstü hale karşıyız, biran önce kaldırılmasını istiyoruz ama bu olağanüstü hal kalkıncaya kadar birçok kanun hükmünde kararname çıkardınız OHAL KHK’sı gelin bir KHK’da bizim talebimiz üzerine çıkarın. Bir Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi çıkarın bu kanun hükmünde kararnameyle AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yurtdışı yasağı koyun, gitmesin yurtdışına. Nereye giderse bizim çiftçimizin başına bela olacak bir kararla dönüyor. Hiç olmazsa bu kadar zararlı KHK’dan sonra milletin menfaatine bir kanun hükmünde kararname çıkarmış olursunuz. Erdoğan’a yurtdışı yasağı koyan bir KHK çıkarın altına kendisi de imza atsın. Hiç olmazsa dilini tutamıyor kendini kurtarmış olur. Gidip bu vaatlerde bulunup millete zarar vermekten vazgeçmiş olur.

Bakın, olağanüstü hali yeniden uzatmaya hazırlanıyorlar. Önümüzdeki hafta TBMM’ye gelecek 6. kez uzatacaklar. Değerli arkadaşlar, dedim ya bunlar OHAL bağımlısı oldu, uyuşturucu müptelası gibi. 18 aydır Türkiye olağanüstü hal şartları altında yaşıyor. 20 Temmuz darbesi dedik biz buna, 20 Temmuz’da OHAL’i ilan ederken 3 ayı bile kullanmayacağız 45 günde bitiririz bunu diyorlardı. Ama 18 aydır Türkiye’yi OHAL şartlarında yönetiyorlar. OHAL şartlarında mühürsüz seçim yaptılar, OHAL şartlarında seçim kanunu değiştirdiler, OHAL şartlarında grev yasakları getirdiler, bütün işlerini, güçlerini olağanüstü hal yetkileri içerisinde kullanıyorlar. OHAL şartlarında darbenin siyasi ayağının ortaya çıkmasını gizlediler ve gizlemeye devam ediyorlar. Çünkü Olağanüstü hal yetkilerini kullananlar yargıya da hükmediyor, yürütmeye de hükmediyor, emniyete, istihbarata, her şeye hükmeder durumdalar. Artık darbenin ucu OHAL yetkisini kullanan AK Partili yöneticilere ulaşacağı zaman frene basıyorlar soruşturmaları orada kesiyorlar. Böyle bir Türkiye yarattılar. Uyuşturucu müptelalığı kötüdür, uyuşturucu müptelalığı bilirsiniz her gün dozunu artırır, her gün dozunu artırır ondan sonra altın vuruş derler en sonunda kendi kendilerini imha ederler, canlarına kıyarlar. Allah muhafaza bu iktidar OHAL müptelalığıyla kendi kendini bitirecek noktaya gelecek. Bu iktidarın sonu bu OHAL hastalığından gelecek. Bu millet bunun hesabını sandıkta soracak. Bununla ilgili hiç şüphe duymuyoruz onun için tavsiyemizdir biran önce olağanüstü hali uzatmaktan vazgeçsinler, darbecilikten vazgeçsinler, darbe yöntemleriyle ülkeyi yönetmekten vazgeçsinler. Apoletli darbeciler sıkıyönetim bildirisiyle ülkeyi yönetiyorlar, sivil darbeciler bunlar ise OHAL KHK’larıyla ülkeyi yönetiyorlar. Olağanüstü hal derhal kaldırılmalıdır, Türkiye normalleşmelidir. Ekonominin düzelmesi için, enflasyonun düşmesi için, işsizliğin ortadan kaldırılmasında etkin mücadele edebilmek için ifade ve düşünce özgürlüğü için, hukukun üstünlüğü için, güvenli bir Türkiye için derhal olağanüstü hali kaldırıp Türkiye’yi darbe koşullarından çıkarmamız gerekiyor. Bu nedenle OHAL’in uzatılmasına kesinlikle karşıyız.

Değerli arkadaşlar, son dönemlerde bir başka süreçle karşı karşıyayız. Biz iktidara talip ana muhalefet partisiyiz. Geçmişte Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli’yi ve MHP’yi yavru muhalefet diye tabir ederdi. Onlarda bu sözden çok rahatsız olurlardı. Şimdi bu tartışma yok. Olabilir partiler birbirlerine yakınlaşabilirler bunda bir rahatsızlığımızda yok. Ama şu soru sanıyorum cevaba muhtaç bir soru, ana muhalefet partisi ana iktidara taliptir. Biz ana iktidara talibiz ve ana muhalefet partisi olarak görevimizi hakkıyla yerine getireceğiz. İktidarın yanlışını söyleyeceğiz, seçmenin iradesini AK Partiye ve Erdoğan’a ciro etmeyeceğiz. Biz ciranta muhalefet değiliz. Seçmenden aldığımız iradeyi Erdoğan’a ciro etmek için burada bulunmuyoruz. Biz iktidar olmak için bulunuyoruz, ana muhalefet partisinin görevi iktidar olmaktır.

Şimdi yavru muhalefet sözü bize ait değildi. Ama yaşanan süreçten görüyoruz ki, yavru muhalefetin hedefi de yavru iktidar olmakmış. Bugün gelinen nokta bir yavru iktidar üslubu, Erdoğan’ı eleştiriyoruz, cevap Sayın Bahçeli’den geliyor. Sayın Bahçeli, sizin muhabbetinizi Allah artırsın bizim bu muhabbetle ilgili bugüne kadar söylediğimiz bir şey yok, bundan sonra da olmayacak. Ama   muhabbetinizin devam ediyor olması ya da edecek olması Erdoğan adına bize cevap vermek zorunluluğunu size yüklemese gerek herhalde. AK Partinin bir Sözcüsü var Mahir Ünal. Mahir Ünal söylemesi gerekeni söylüyor. Yani siyasette ittifaklar olabilir ama iltihaklar olmaz. Yani MHP iradesini bir başka yere ciro edilmesini hak eden bir seçmen kitlesi mi? MHP ciddi bir partidir, Türkiye’nin tarihinde önemli görevler almıştır. Bizim siyasette de bütün diğer partiler gibi demokratik düzlemde düzeyli olarak yarışacağımız partilerden birisidir. Ama şimdi buradan kalkıp da Erdoğan’a karşı her türlü muhalefeti tutup FETÖ’cülük ya da bölücülük diye ifade eden kumpanyaya katılırsanız o zaman sizin muhalefetiniz kendi tabanınız tarafından sorgulanır. Yani MHP şimdi bu noktadaki bir iltihak görüntüsünü hak eden bir parti mi? Bunun kararını milliyetçi taban verecektir oradaki.

Sonra bir başka önemli nokta, Türkiye’yi ikiye bölüp Erdoğan’ın yanında olanlar yerli ve milli, onun dışındaki herkes Erdoğan’ın karşısında, yanında olmayan hatta herkes FETÖ’cü ve bölücü diye bir siyaset kültürü yaratılmaya çalışılıyor. Kim ki buna teşni oluyor kendisi siyaseten bütün varlığını Erdoğan’a ve saraya ipotek etmiş demektir. Kim yapıyorsa. Adresi millet bulsun. Sözümü ortaya koydum, sözün sahibi ortadan sözü alsın kim nereye alıyorsa.

Ha şimdi teröre destek meselesine gelince, yani çadır mahkemelerini unuttunuz mu, karşılama alaylarını unuttunuz mu? Çadır mahkemelerinde mübaşir tayin edenlerle bugün beraber olurken siz o sürecin neresinde görüyorsunuz kendinizi? Karşılama alaylarına davul zurna çalarak size laf söyleyenlerle yan yana durduğunuz zaman siz bugün neresinde görüyorsunuz o pozisyonun?

Birde şu var, Sayın Bahçeli tekerleme yapmayı sever. Hani güzelde tekerlemeleri vardır böyle zaman zaman bazısını anlamayız ama bazısı anlaşılır. Mesela şöyle bir tekerlemesi vardı,

iki artı üç dört etmez. Suyun içinde ateş yanmaz, bala tuz katılmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan Cumhurbaşkanı olmaz. Bu Sayın Bahçeli’nin sözüydü. Şimdi ne oldu merak ediyoruz. Şimdi ne oldu Sayın Bahçeli? Yeni bir matematik mi keşfettiniz, su da yanan ateşi mi buldunuz, yoksa tuzlu bala mı alıştınız? Merak ettiğimiz, milletinde merak ettiği konu budur. Biz iktidar olmaya talibiz. Hükmetmek, hükümet etmek iddiamız devam ediyor. Yönetme iddiası olanlar Cumhurbaşkanı adayı çıkarırlar, hükümet kurmaya talip olurlar ve kayıtsız ve koşulsuz bir yere tabiyiz demezler. Yönetme iddiası olmayanlar bunları yapabilirler, söyleyebilirler, millet sandıkta yönetme iddiası olanla olmayan arasında bir tercih yapar. Millet sandıkta demokrasiyi savunanla tek adam rejimini savunanlar arasında bir tercih yapar ve yapacaktır. İnanıyorum ki, inşallah o tercih demokrasiden yana olacaktır.

Hepinize teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alabilirim arkadaşlar.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni bir açıklama yaptı UYAP’ı FETÖ’cülere kaptırdık diye. Kaptırma durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Birde UYAP’ın kaptırılmasının sakıncaları, nasıl bir sorun yaratır?

Bülent TEZCAN- Neyi kaptırmadılar? Yani neyi kaptırmadılar ki? Sayın Erdoğan UYAP’ı FETÖ’cülere kaptırdık dediniz, neyi kaptırmadınız? Bırakın kaptırmayı devleti teslim ettiniz. TSK’nın kozmik odasına devleti soktular. Harami ismetidir Silahlı Kuvvetlerin kozmik oda. Ondan sonrada dediler ki, FETÖ kozmik odadan bunları aldı casusluk yaptı, şimdi casusluktan yargılıyorlar. Bu casusluğa yardım ve yataklık yapan ve altyapıyı hazırlayan sizdiniz. Siz niye yargılanmıyorsunuz? Sizde yargılanacaksınız. Evet yapılan casusluktu ama bu casusluk kendi kendine olmadı. Hazırladığınız her şeyi teslim ettiler. Yargıyı teslim ettiler, UYAP’ı teslim ettiler, devleti teslim ettiler, milleti teslim edecekleri sırada FETÖ’nün ayakları sürçtü millette işe el koydu inşallah. Şimdi başka yapılara teslim etme peşindeler ama ona da fırsat vermeyecek bu millet.

Soru- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesine yönelik bir eleştirisi olmuştu ülke ve milletin değerlerine yaslanamadığı için zayıf kaldı diye. Arkasından üniversitenin rektörü de Türkiye’deki üniversitelerin başarı sıralamasını paylaştı. ­Erdoğan’a yanıt olarak algılandı ama Erdoğan’a yanıt vermek gibi bir niyetim yoktu dedi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bülent TEZCAN- Arkadaşlar, üniversiteleri bu hale getiren bir iktidarın Türkiye’nin geleceğiyle ilgili söyleyebileceği hiçbir söz yoktur. Kendi diploması tartışma konusu olan ve bu tartışma konusunu bitiremeyen, henüz daha milleti tatmin edecek şekilde cevaplayamayan bir kişinin kalkıp da Boğaziçi Üniversitesi gibi dünyada bilinen, tanınan, kalitesiyle kendini kanıtlamış bir üniversiteye bunu söylemiş olması olsa olsa daha öncede söyledim kedi ve ciğer ilişkisidir, başka bir şey söylenemez bu konuda. Tabi burada çarpıcı olan başka bir konu var. Boğaziçi Üniversitesinin rektörü haklı olarak kendi başarılarını paylaşıyor sosyal medya üzerinden, sonra bunu açıklarken sakın ha bu yaptığım iş Cumhurbaşkanına cevap gibi algılanmasın demek zorunda hissediyor kendisini. Bu utanç tablosu AK Parti iktidarının Türkiye’de üniversiteleri getirdiği noktanın çarpıcı işaretidir. Türkiye üniversiteleri İran üniversitelerinin bile gerisinde kalıyorsa bu tablonun ürünüdür. Türkiye üniversiteleri düşünce üretiminde, bilimde, dünyada ciddi biçimde problem yaşıyorsa bunun sebebi Erdoğan’ın söylediği gibi yerli ve milli olmamak değil, evrensel olamamakla ilgilidir, uluslararası olamamakla ilgilidir. İktidarın bu baskısıyla ilgilidir. Özgürce düşünememekle ilgilidir, düşündüğünü özgürce ifade edememekle ilgilidir. Yani iktidar korkusuyla ilgilidir. Darbe dönemlerinde her zaman ilk darbeyi yiyenlerden birisi üniversiteler olmuştur. 20 Temmuz darbesinden de en büyük payı alan üniversiteler.

Soru- Efendim benim iki sorum olacak. Öncelikle Cumhuriyet Halk Partisiyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında bir gerilim vardı. Dün Maltepe Belediye Başkanı sosyal medya hesabından bir fotoğraf paylaştı, büyük ihtimal sizin de bilginiz vardır. Bu konu hiç gündeme geldi mi toplantıda? Sizin bu fotoğrafa yorumunuz ne olur?

Bir ikincisi, il kongreleri devam ederken İzmir’de, Kayseri’de, Kırşehir’de bazı kongrelerde ciddi tartışmalar hatta kavgalar çıkıyor. Genel Merkez bu yaşananlara ne diyor ve bir önlem alacak mısınız, yorumunuz ne olur?

Bülent TEZCAN- Arkadaşlar, sözü edilen fotoğrafla ilgili bir görüşmemiz olmadı. Görüşmeyi gerektirecek ya da yorum yapacak bir durumda yoktur. Bir fotoğraftır paylaşılan, üzerinde konuşulacak bir şey olduğunu düşünmüyoruz. İlçe kongreleri ya da il kongreleriyle ilgili biz bütün kongrelerimizi tamamladık sadece üç il kongremiz kaldı önümüzdeki hafta sonu da onu da tamamlayacağız İstanbul, Mersin ve Konya. Dolayısıyla kongrelerimiz suhulet içerisinde, yarış içerisinde geçti. Zaman zaman bazı tartışmalar olabilir, o kongre döneminin doğal gerilimleridir. Bu çerçevede bizim kongrelerimiz özgürce yarışılan kongrelerdir. Bizim kongrelerimizde adaylar Ankara’dan belirlenmez. Bizim kongrelerimizde talimatla aday olunmaz, talimatla aday çekilmez. Dolayısıyla yarışın olduğu yerlerde bu küçük çaplı tartışmalar olabilir. Yarıştırmamayı maharet sananların anlayabileceği iş değildir.

Soru- Efendim Devlet Bahçeli 2019 seçimleri için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı destekleyeceklerini açıklamıştı. Sizlerde ittifak yapabilir partiler dediniz. Sizin 2019 için bir partiyle HDP olabilir, Saadet Partisi olabilir veya bir başka partiyle böyle bir düşünceniz var mı?

Bülent TEZCAN- Arkadaşlar, herhangi bir resmi olarak şöyle bir ittifak diye bir ittifakı dillendirecek bir kararımız yok. Böyle bir görüşmede sözkonusu değil. Ama şöyle bir gerçek var, sandığa giderken Türkiye’nin büyük buluşmaya ihtiyacı var. Buradan kastettiğim şey şudur, bu seçim 50+1’i arayacağımız bir seçim olmanın çok ötesinde. 50+1 sizi iktidar yapabilir ama içerdeki ve dışarıdaki büyük sorunları 50+1’le çözemezsiniz. Bu büyük sorunları çözmek için çok büyük buluşmalara ihtiyaç var. Dolayısıyla partilerin resmi isimleri etrafında ifade edilen bir ittifaktan çok geniş toplumsal kesimlerin mutabakatını sağlayacak bir siyaset stratejisinin izlenmesi gerekir. Bizim büyük buluşmadan kastettiğimiz, büyük mutabakattan kastettiğimiz şey budur. Bunda bütün partilerin ve hareketleri bizim hedef alanımızın içerisindedir. Ulaşmak istediğimiz hedef kitlemizin içerisindedir. Bunda AK Partili seçmende vardır, MHP’li seçmende vardır MHP’ye oy veren. Bunda HDP’ye, İYİ Parti’ye oy verecek, Saadet Partisine oy verecek, CHP’ye oy verecek, Vatan Partisine oy verecek bütün bu seçmenleri demokrasi ekseninde buluşturmak istiyoruz. Bu buluşmanın yol ve yöntemleri önümüzdeki süreçte görüşülecektir, konuşulacaktır, siyaset pratiği içerisinde ortaya çıkacaktır. Bir araya gelmenin tek yolu cepheleşme hareketi değildir. Bugün tarif edilen hem Sayın Erdoğan’ın, hem Sayın Bahçeli’nin tarif ettiği ve ittifak diye sunmaya çalıştığı şey bir cepheleşme hareketidir. Toplum kutuplaşmadan ve cepheleşmeden çok çekti. Bir cepheleşme hareketi değil, bir büyük buluşma hareketine ihtiyacımız var. Önümüzdeki günlerde onun temsilcisi olacağız.

Teşekkür ederim arkadaşlar. 

CHPnet

SİTELERİ