CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, "HAYIRLI ÜNİVERSİTELİLER" İLE BİR ARAYA GELDİ  
25.02.2017
13910
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, "HAYIRLI ÜNİVERSİTELİLER" İLE BİR ARAYA GELDİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,"

Sizden isteğim: Bir; kesinlikle sandığa gideceksiniz ve oy kullanacaksınız. İki; gitmek istemeyen, kaydını aldıramayan arkadaşlarınızı ikna edeceksiniz, onlar da gidip oy kullanacak. “Bir oy var gitsem ne olur, gitmesem ne olur?” diye bir söyleme kendinizi hapsederseniz, emin olun bu ülkeyi kurtaran insanların canını acıtırsınız, ruhunu acıtırsınız. Size emanet edilen bir Türkiye Cumhuriyeti var. Bütün halkın umudu bu ülkenin gençlerinde, dolayısıyla sizin sorumluluğunuz benden daha ağır. Önünüze engeller çıkabilir, baskılar olabilir, ama Mustafa Kemal Atatürk’ün Bursa Nutkunu sakın unutmayın. 

Zor bir süreçten geçiyoruz farkındayım, ama önemli olan zoru başarmaktır. 

Farklı siyasi görüşlerimiz, farklı kimliklerimiz, farklı y

aşam tarzlarımız 

olabilir, saygı duyarım. Ama bir ortak paydamız var Türkiye, bayrağımız, demokrasimiz, vatanımız... Bu ortak paydada birleştiğimiz andan itibaren önümüzde hiçbir güç kalmaz." 

dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hayırlı Üniversiteliler Platformunun düzenlediği toplantıda yaptığı konuşma şöyle: 



Gençlerle beraber olmaktan son derece mutluyum. Sanıyorum güzel bir sohbetimiz olacak. Kendi tarihinizi önce çok iyi bileceksiniz. Bu ülkenin tarihini, bu ülke nasıl kuruldu? Ve şunu asla unutmayın. Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde acılar vardır, kan vardır, gözyaşı vardır. Cumhuriyet bize altın tabak içinde sunulmadı. Mücadele ettik, şehitler verdik her alanda, her yerde Çanakkale’den başlayarak İzmir’e kadar. Bu mücadelenin öznesinde gençler vardır.

Dolayısıyla tarihi iyi bileceğiz ki, geleceği daha güzel inşa edelim. Sivas Kongresini düşünün, sizi Sivas Kongresine götüreyim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Erzurum’dan sonra Sivas’a gelmiştir. Sivas Kongresinde manda tartışılmaktadır, Türkiye’yi biz mi yönetelim yabancılar mı gelip yönetsinler diye. Tıbbiyeli Hikmet sizin yaşlarınızda genç bir öğrenci, Sivas Kongresinde çıkar ve Mustafa Kemal Atatürk’e şunu söyler: “Darbeyi istemiyoruz, eğer siz darbeyi savunursanız size de karşıyız” der. Kendi ülkesinin özgürlüğünü ve bağımsızlığını savunur. Bunu söyleyen bir gençtir, bu ülkenin bir gencidir.

HİTLER ALMANYA’SINDAN ÖRNEK…

Geçiyorum 1930’lu yıllara, Cumhuriyet kurulmuştur. 1921 anayasasının birinci maddesi; “hakimiyet bila kaydü şart milletindir” der 1921 anayasasının birinci maddesi. Neden bir anayasada birinci madde olarak hakimiyet bila kaydü şart milletindir yazar? Çünkü o tarihe kadar hakimiyet saraya aittir, millete ait değildir ve Mustafa Kemal Atatürk egemenliğin millete ait olduğunu söyler 1921 anayasasında.

1924 anayasasında tartışma çıkar. Denir ki, “Gazi Mustafa Kemal’e meclisi feshetme yetkisi verelim” ve parlamentoda tartışılır. Mahmut Esat Bozkurt genç milletvekillerinden birisidir. Şükrü Saraçoğlu genç milletvekillerinden birisidir. Kürsüye çıkarlar ve şu açıklamayı yaparlar: “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü seviyoruz, Türkiye için ne kadar değerli olduğunu da biliyoruz. Onun bir kahraman, bir komutan olduğunu da biliyoruz. Bütün dünyanın ona saygı gösterdiğini de biliyoruz. Ama bizi TBMM’ye seçip getiren millettir, millete ait olan bir yetkiyi Gazi Mustafa Kemal kullanamaz ve parlamentoyu feshedemez” demiştir. Ve Mustafa Kemal Atatürk’e parlamentoyu fesih yetkisi verilmez. 127 oyla reddedilir. Ama Mustafa Kemal Atatürk bu genç iki milletvekilini 1930’lu yıllarda bakan yapar ve Türkiye Cumhuriyetini bunlar yönetirler.

1930’lu yıllarda ne oluyordu, dünyada ne oluyordu? Almanya’dan örnek vereceğim size. Hitler Almanya’sı vardı. Bugünkü referanduma benzeyen bir referandum Almanya’nın gündemindeydi 1930’lu yıllarda.

Değerli arkadaşlarım, şu 1 Ağustos 1934 yılına ait Almanya’daki resmi gazete. O tarihte yayınlanan resmi gazete. Bu resmi gazetede referandum konusu var. Referandumun konusu ne? Aynen okuyorum değerli arkadaşlarım, “Cumhurbaşkanlığı makamı Başbakanlık makamıyla birleştirilmiştir. Yani Başbakanlık kaldırılmıştır. Cumhurbaşkanının tüm yetkileriyle Başbakanlığın yetkileri Führer ve Şansölye Adolf Hitler’de toplanmıştır” diyor. “Vekilini kendisi atayacaktır. Alman erkeği ve Alman kadını bu yasayla öngörülen bu düzenlemeyi onaylıyor muyuz?” Ağırlıkla onaylanır ve Hitler tek yetkili olur Almanya’da. Sonra ne oldu? İkinci dünya savaşı. Sonra ne oldu? Önce Almanya sonra Avrupa ve bütün dünya kan gölüne döndü.

Geldik 21.yüzyıla ve Türkiye’ye. Benzer bir anayasa değişikliği şu anda gündemde. Bütün yetkilerin tek kişide toplandığı bir süreci yaşıyoruz. Kendisi Cumhurbaşkanı, kendisi Başbakan, kendisi yargıç, kendisi savcı, kendisi vali, kendisi kaymakam, kendisi Anayasa Mahkemesi üyesi. Bütün yetkiler bir kişide. Peki cumhuriyetin kuruluşunda bütün yetkiler bir kişide miydi, yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e mi aitti? Hayır. Erzurum’dan başlayarak Sivas’a geliyor, Ankara’ya geliyor meclis var. Bütün yetkiler meclise ait, milli iradeye ait, halka ait, millete ait bütün yetkiler. Şimdi ne oldu da biz kendi tarihimizi reddederek bütün yetkileri alıyoruz ve parlamentoyu da dışlayarak bir kişiye veriyoruz bu yetkileri? Ne oldu ve hangi gerekçeyle veriyor? Bunun üzerinde düşünmeniz lazım. Hep birlikte düşünmemiz lazım.

BU BİR SİYASİ PARTİ SEÇİMİ DEĞİL, BİR REJİM DEĞİŞİKLİĞİ YAPILIYOR

Benim sorumluluğum var doğru, ben bunun bilincindeyim. Tek tek bu ülkede yaşayan herkesin sorumluluğu var. Sizin, annelerinizin, babalarınızın, dayılarınızın, amcalarınızın, yakınlarınızın, komşularınızın, akrabalarınızın sorumluluğu var. Eğer kendi tarihimizden ders çıkaramıyorsak Türkiye’yi büyük bir maceranın içine sürüklemiş oluyoruz. Devasa bir ülke, görkemli bir ülke, Milli Kurtuluş Savaşını vermiş bir ülke nasıl olurda böyle bir maceranın içine sürüklenir? Hiç mi geçmişten ders çıkarmıyoruz biz? Hiç mi hatalarımızdan ders çıkarmıyoruz? Bunları bütün arkadaşlarınıza anlatın değerli genç üniversiteli arkadaşlarım. Sizin sorumluluğunuz benim sorumluluğumdan daha fazla. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyetini bana değil, benim kuşağıma değil size emanet etti, gençlere emanet etti. Ne diyor? “Ey Türk Gençliği” diyor size hitap ediyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk. “Birinci vazifen Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” diyor. Sizin göreviniz bu. Cumhuriyeti korumak sizin göreviniz, demokrasiyi korumak sizin göreviniz, Türkiye’yi korumak sizin göreviniz. Üstelik sadece bugünü değil geleceği de korumak sizin göreviniz. “Bu temel senin en kıymetli hazinendir” diyor, okullarda okuduk, öğrendik, yazdık, çizdik. Ne oldu da Türkiye bu hale geldi.

Bakın değerli arkadaşlarım, öyle bir sürecin içine girdik ki, bu anayasa değişikliğine neden evet oyu verilmesi gerektiğini bir türlü anlatamıyorlar. Neden? Vatandaşa demeleri lazım şunun için gideceksin ve evet oyunu kullanacaksın. Anlatamıyorlar. Anlattıkları bir şey var, “Hayır verirseniz teröristsiniz.” Bunu söyleyen insanlar halkını sevmeyenler insanlardır. Bunu söyleyen insanlar halkıyla, vatandaşıyla arasına mesafe koyan insanlardır. Bunu söyleyen insanlar eli sopalı yöneticilerin Türkiye’yi yönetmesini isteyen insanlardır. Başka ne olabilir? Bir kişi evet de diyebilir, hayır da diyebilir bir genç arkadaşım söyledi. Ama biz neden evet, neden hayır demeyi bilmeliyiz, gerekçelerini bilmeliyiz. Evet diyecekse neden evet diyecek, hayır diyecekse neden hayır diyecek, neden hayır oyunu kullanacak bunu bilmek zorunda. Yaptığım bütün konuşmalarda şu çağrıyı yapıyorum: Sandığa gidip oyunuzu kullanmadan önce düşünün. Vicdanınıza ölçün, biçin, tartın ve ondan sonra sandığa gidin. Kullanılacak her oy çok değerlidir. Çok değerli. Önünüzde iki seçenek var. Bir; bir kişi Türkiye’nin tepesinde olsun, elinde sopa olsun ne derse o olsun. Otoriter tek adam yönetimi. İki; parlamenter demokratik sistem olsun, insanlar düşüncelerini özgürce ifade etsinler. İki seçenekten birini kullanacaksınız.

Bu bir siyasi parti seçimi değil. Bir iktidar değişimi de değil. Ama bir rejim değişikliği yapılıyor. Deniyor ki bize veya onlar diyorlar ki, “Ne rejim değişikliği biz cumhuriyeti 1920’lerde kurduk, bir rejim değişikliği yok.” Ama bizim cumhuriyetimizle Suriye’nin cumhuriyeti farklı, Irak’ın cumhuriyeti farklı, Libya’nın cumhuriyeti farklı, İran’ın cumhuriyeti farklı. Bizim cumhuriyetimiz parlamenter demokratik sistem üzerine inşa edilmiştir. Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırdığımız zaman gerçek anlamda cumhuriyet olacaktır. Eğer demokrasiyle taçlandıramazsanız, şeklen cumhuriyet ama özü itibariyle bir cumhuriyet değildir. Cumhurun sesinin çıktığı bir rejim değildir. Cumhurun sesinin çıktığı rejim demokraside olur ancak.

Bizi kandırmaya çalışıyorlar. Ben konuştuğum zaman diyorlar ki, Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor. Kendilerine açık ve net çağrı yaptım. Sizin kuşak bilmeyebilir, ama benim kuşağım gayet iyi biliyor. Eskiden seçimler olurken siyasi parti liderleri televizyonlara davet edilirdi bir masanın etrafında siyasi parti liderleri otururlardı soru sorulurdu ve her siyasi parti lideri aynı ortamda, aynı gazetecilerin önünde sorulara yanıt verirdi. İnsanlar da evlerinde otururlardı dolayısıyla dinlerlerdi kim neyi söylüyor, kendisi doğru mudur, yanlış mıdır, eğri midir oturur tartar ve ona göre karar verirdi. Ben çağrı yapıyorum, Sayın Devlet Bahçeli’ye de, Sayın Binali Yıldırım’a da çağrı yapıyorum. Arzu ederlerse Sayın Recep Tayyip Erdoğan’da gelebilir. Oturalım hep beraber bu anayasa değişikliği ne getiriyor, ben de konuşayım onlar da konuşsunlar. Mademki ben doğruları söylemiyorum, televizyon ekranında beni mahcup etsinler. Cesaret edip gelemiyorlar. Neden? Biz doğruları söylüyoruz. Dokümanıyla, bilgiyle, birikimle, tarihle doğruları söylüyoruz.

BU İŞİN SAĞI, SOLU, DOĞUSU, BATISI, GÜNEYİ, KUZEYİ YOK

Bakın, bir siyasi partinin Genel Başkanı olarak söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak söylüyorum. Hiçbir zaman vatandaşlarım arasında ayrım yapmadım, hiçbir zaman. Ne kimliği açısından, ne yaşam tarzı açısından, ne kılık kıyafeti açısından, ne de inancı açısından. Bu ülkede yaşıyorsak, birlikte yaşıyorsak, aynı havayı teneffüs ediyorsak her insanı başımın üstünde taşıdım ve öyle değerlendirdim. Şimdi geldiğimiz nokta hepimizi ilgilendiren bir noktadır. Bu işin sağı solu yoktur arkadaşlar. Bu işin doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi yoktur. Bu işin yaşlısı, genci yoktur. Bu işin kadını, erkeği yoktur. Bu işin özü hepimizi ilgilendiriyor. Sizin çocuklarınızı da ilgilendirecek gelecekte. O nedenle sandığa giderken hepimize görev düşüyor. Bayrağımızı düşüneceğiz, ülkemizi düşüneceğiz, çocuklarımızı, annemizi, babamızı düşüneceğiz. Siz üniversitelerde eli sopalı bir yönetim mi istersiniz, yoksa demokratik bir ortam mı istersiniz? Eğer düşünceye kilit vurulursa, düşüncenin önüne setler konursa bir ülkenin büyüme şansı yoktur değerli arkadaşlarım. Allah’ın bize verdiği en değerli şey akıldır akıl. Yani hayatı sorgulamadır, yani dünyayı sorgulamadır. Sadece bir kişi düşünecek hepimiz ona uyacağız. O zaman bizim aklımıza ne gerek var? Bir kişi söyleyecek herkes ona uyacak. O zaman biz insan mıyız? Değil miyiz? Benim düşüncem yok mu? Yanlış yapıyorsa, benim ona “Arkadaş sen yanlış yapıyorsun” deme hakkım yok mu? Süreç hepimizi derinden ilgilendiren bir süreçtir değerli arkadaşlarım.

BASKI KURUYORLAR, BU KORKUNUN ESERİDİR

Gençlerin siyasete biraz uzak durduğunu biliyorum. Mesafe koyduklarını da biliyorum. Bu süreç siyasete mesafe koyma süreci değildir. Bu süreç bir memleket meselesidir, bir Türkiye meselesidir. Ya bağımsızlığımızı koruyacağız, özgürlüğümüzü koruyacağız, düşüncelerimizi özgürce ifade edeceğiz ya da bir kişi gelecek elinde sopayla bizi ıslah edecek kendi istediği gibi. Buna izin vermemeliyiz. Niçin biz Anayasa Mahkemesine gitmedik? Mustafa Kemal Atatürk’ün Amasya Tamimi nedeniyle biz Anayasa Mahkemesine gitmedik. Ne diyor Mustafa Kemal Atatürk Amasya Tamiminde? “Milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyor.

Şimdi aynı süreci yaşıyoruz. Milletin istiklalini, milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Ben bu milletin sağduyusuna güveniyorum. Bu milletin doğru karar vereceğine inanıyorum. Eğer bu millet Milli Kurtuluş Savaşını vermişse, şimdi Milli Kurtuluş Savaşının ikinci bir önemli adımını atacağız. Milletin istiklalini yine milletin kendisi kurtaracaktır. Baskı kuruyorlar kimse hayır söylemesin diye. Kimse hayır propagandası yapmasın, konuşmasın diye. Bu korkunun eseridir. Televizyonlarda çıkıp tartışmaktan korkuyorlar. Neden? Ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Nasıl savunacaklarını bilmiyorlar. Arkadaşlarınızla konuşun üniversitedeki arkadaşlarınızla. Kavga etmeden, özgürce tartışarak, bir araya gelerek. Önce şu soruyu sorun. Devasa bir cumhuriyeti 21.yüzyılın Türkiye Cumhuriyetini bir kişi mi yönetsin, bütün yetkileri bir kişiye mi verelim? Yoksa milli irade, yasama, yargı ve yürütme arasında bölüşülsün mü? Yani yargıçta bağımsız olsun milli irade adına karar versin. Yasama organı milli irade adına karar versin, yürütme organı milli irade adına karar versin. Ve üçü birbirini denetlesin. Yani güçler ayrılığı ilkesi olsun.

BU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİ BİR UZLAŞMAYLA HAZIRLANMADI, DAYATMA KÜLTÜRÜYLE GELDİ

1789’a götüreyim sizi değerli arkadaşlarım. 1789 Fransız İhtilali, Fransız Devrimi. İnsanlık tarihinin en önemli devrimlerinden birisidir. Yurttaşlar Beyannamesi yayınlanmıştır, 1789 Yurttaşlar Beyannamesi. 16.maddesi aynen şunu söylüyor: “Hakları güvence altına alınamadığı ve güçler ayrılığının belirlenmediği bir toplumun anayasası yoktur” diyor. Güçler ayrılığı ilkesi yoksa haklar güvence altına alınmamıştır. Eğer bir toplumun hakları güvence altına alınmamışsa o toplumun anayasası yoktur. Ne demektir güvence altına almak hakları? Anayasa hepimizin ortak anayasasıdır, ortak yasasıdır. Anayasa hepimizin görüşümüz, kimliğimiz, inancımız ne olursa olsun hepimizin haklarını güvence altına alır. Anayasanın böyle bir özelliği vardır ve anayasalar o nedenle toplumsal uzlaşmayla çıkarılırlar. Bir uzlaşma kültürüyle anayasa oluşturulur. O nedenle biz ısrarla söyleriz bir partinin mutfağında anayasa hazırlanmaz. Ama hazırlanıp şu anda toplumun önüne getirilen anayasa değişikliği bir partinin mutfağında hazırlanmıştır. Bir uzlaşmayla hazırlanmamıştır, dayatma kültürüyle gelmiştir. Şunu sorun arkadaşlarınıza, bu değişikliğe göre başkan, yani Cumhurbaşkanı hem Cumhurbaşkanı olacak, hem partinin Genel Başkanı olacak. Aynı zamanda bu kişi gelecek TBMM’de “Ben tarafsız davranacağım” diye namusu ve şerefi üzerine yemin edecek. Allah aşkına kargalar buna gülmez mi? Bir partinin Genel Başkanı tarafsız olur mu? Ben tarafsız olamam, Sayın Bahçeli tarafsız olamaz, Binali Yıldırım tarafsız olamaz. Zaten bizim yeminimizde tarafsızlık yoktur. Milletvekili yemininde tarafsızlık yoktur. Kimin yemininde tarafsızlık vardır? Cumhurbaşkanının yemininde tarafsızlık vardır. Neden? 80 milyonu temsil ediyor. Oy verin veya vermeyin yani cumhuru temsil ediyor. Cumhuru temsil eden birisi cumhurun temsilinden bir adım geriye atıyor, vazgeçiyor, temsil etmiyor, ben aynı zamanda partinin Genel Başkanıyım diyor. Olmaz, doğru değil! Eğer bir partinin Genel Başkanıysanız bu olmaz. Yargı tümüyle başkanın kontrolünde, tümüyle… Nasıl oluyor? Anayasa Mahkemesinin 15 üyesi 12’sini başkan tayin edecek kendi partisinden 12’sini tayin edecek. Nasıl olacak peki bu iş? Bu yargı bağımsız yargı olabilir mi? HSYK’nın yarısını tayin edecek, yarısını da kendi parlamentosundan çıkaracak. Diyeceksiniz ki, HSYK, Anayasa Mahkemesi yani başkan atasa ne olur atamasa ne olur? Çok şey olur. Bir siyasi organın, yani bir partinin Genel Başkanının tayin ettiği yargıçlar olursa o ülkede yargı bağımsızlığından söz edilemez. Yargının tarafsızlığından söz edilemez. Bir partinin Genel Başkanı Anayasa Mahkemesine üye tayin edebilir mi, etmeli mi? Dünyanın neresinde görülmüş bu? HSYK’ya tayin ediliyor ne demek bu biliyor musunuz? Kim hakim olacak, kim savcı olacak, sınavlar nasıl yapılacak, kim nereye atanacak hepsini onlar belirleyecekler. Bizim partilileri alacağım hakim yapacağım, diğerlerini koyun kapının önüne.

GAZİ MUSTAFA KEMAL’E VERİLMEYEN YETKİ, BU BAŞKANA VERİLECEK

Başka? Şu olacak; üniversitede okuyorsunuz, bir haksızlığa uğradınız ne yapacaksınız? Dava açacaksınız değil mi haksızlığa uğradım, adalet istiyorum diye. Haksızlığı yapan kim? Başkanın adamı. Oraya yargıcı kim tayin etti? Başkan. O başkanın tayin ettiği yargıç sizin kararınıza objektif bakar mı? Bakmaz. Çünkü o da başkana bakacak ne istiyorsa. Almanya’da Hitler döneminde “Führer’e Doğru” diye bir kavram vardı. Deniyor ki, “Sayın savcılar ve hakimler bir konuda karar alırken önce Führer’e bakacaksınız, Führer bu konuda ne düşünüyorsa kararı ona göre vereceksiniz.” Türkiye bu sürecin içine sokulmak üzeredir. Hepinizin dikkatli olması lazım. Başkana parlamentoyu fesih yetkisi veriliyor. Gazi Mustafa Kemal’e verilmeyen yetki bu başkana verilecek. Meclisi feshettim. Niye feshettin kardeşim? Canım istedi o kadar. Hiçbir gerekçe yok. Gerekçe göstermeye gerekte yok.

GAZİ MECLİS, DİŞLERİ SÖKÜLMÜŞ İKİNCİ SINIF MECLİS KONUMUNA GETİRİLİYOR

Cevabını alamadığım bir soru daha var. Eminim sizler de çok merak ediyorsunuz. Parlamentoda 550 milletvekili var sayıyı 600’e çıkarıyorlar niçin? Niye 600’e çıkarıyorlar? 550 milletvekili de fazla, normali 450’dir bunun. 600’e çıkarıyorlar ve hepiniz ödüyorsunuz o 600 milletvekilinin maaşını. Belki diyeceksiniz ki biz üniversitede okuyoruz bizim vergi dairesinde kaydımız yok. Otobüse binerken vergi ödersiniz, su içerken vergi ödersiniz, dolmuşa binerken vergi ödersiniz, lokantada yemek yerken vergi ödersiniz, ekmek alırken vergi ödersiniz, pastanede arkadaşınıza bir içecek ısmarlarken yine vergi ödersiniz. Herkes vergi öder. Vergiden kaçınmak yoktur. Sadece teneffüs ettiğiniz hava vergiye tabi değildir. Ben vergi ödüyorsam hesabını onlar verecek. Yani o vergiyi toplayıp harcayanlar bunun hesabını verecek. Peki bu anayasa değişikliğinde kurulacak olan hükümet böyle bir hesabı veriyor mu? Hayır vermiyor gerek yok. Çünkü meclisin işlevi elinden alınıyor. Hükümet gidip parlamentoya güvenoyu istiyor mu? Ben hükümet kurdum bakın önümüzdeki 5 yılda, 4 yılda şunları yapacağım, işte hükümet programım bana güven verin. Buna gerek duymuyorlar. Güvenoyuna gerek duymuyorlar, kaldırıyorlar anayasayla. Ne gerek var diyorlar parlamentodan güvenoyu almaya. Bir kişi karar veriyor zaten. Sizin akıl kullanmanıza gerek yok. Aklınızı çalıştırmanıza da gerek yok. Ben karar veriyorum sizde ona uyacaksınız. Düşünün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşını yöneten bir mecliste- bizim meclisimizin, yani TBMM’nin en temel özelliği dünyada olmayan tek örnektir Milli Kurtuluş Savaşını yönetmiş olması- Başkomutanlık yetkisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e 3 kez belli aralıklarla verilmiştir. Yetki hep parlamentoda kalmıştır. O nedenle unvanı “Gazi Meclis”tir. Ve bu meclis aynı zamanda 15 Temmuz darbe girişimini savuşturan meclistir. Şimdi bu meclis dişleri sökülmüş ikinci sınıf meclis konumuna getiriliyor. Yasama yetkisi dünyanın her tarafında-demokrasilerden söz ediyorum- parlamentoya aittir. Yasama tekeli parlamentonun elinden alınıyor.

DEVLETİN YAPISI VE İŞLEYİŞİYLE İLGİLİ BÜTÜN YETKİLER BAŞKANA VERİLİYOR

Şu soruyu da arkadaşlarınıza sorun. Evet oyu kullanmak isteyen arkadaşlarınıza şu soruyu da sorun. Bu başkanın kaç tane yardımcısı olacak? Belli değil. 50, 100, 500, 1000 belli değil. Şu soruyu da sorun arkadaşlarınıza. Kaç tane bakan olacak, başbakanlık bitiyor tamam bunun kaç tane bakanı olacak? O da belli değil. Kaç bakan olduğu belli değil 50, 100, 500. Bir sabah kalkacağız bakanlar değişmiş. Bakanlık da değişmiş. Çünkü öyle bir yetkisi var. Devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili bütün yetkiler başkana veriliyor. Kim müsteşar olacak? Başkan bilir. Kim büyükelçi olacak başkan bilir. Kim şube müdürü olacak? Başkan bilir. Bütün kriterleri başkan belirleyecek. Peki soru şu; şu anda bu yetkiler kime ait? Şu anda bu yetkiler TBMM’ye ait. Devlet personel kanunuyla kim nerelere nasıl gelecek TBMM belirler, yani milli irade belirler. Yapılan gayri milli bir iradeyle devlet yönetimi değiştirilmek isteniyor. Bütün bu tehlikeleri bilmeniz lazım. Sadece bu mu? Hayır. Başkanı seçtik, başkan hastalandı veya yurtdışına gitti veya Alzheimer oldu bir şekliyle. Yerine kim bakacak? Başkan yardımcısı. Kim başkan yardımcısı? Bir; belli değil. İki; seçimle gelmemiş. Seçimle gelmeyen bir ülkenin yönetimi ancak darbeler döneminde olmuştur. Darbe yapanlar gelmişlerdir ülkeyi yönetmişlerdir. Örneğin Kenan Evren ve arkadaşları 5 kişi gelmiştir Türkiye’yi yönetmiştir. Şimdi ilk kez bir anayasa değişikliğiyle, seçimle gelmeyen birisi Türkiye Cumhuriyetini yönetecek. Peki şimdiki tablo nedir mevcut anayasaya göre? Sayın Cumhurbaşkanı yurtdışına gittiğinde, hasta olduğunda veya herhangi bir nedenle görevini yapamadığında yerine TBMM Başkanı vekalet ediyor. Seçimle gelen birisi ve parlamentoyu temsil eden birisi Cumhurbaşkanını temsil ediyor. Devletin saygınlığı da buradan kaynaklanıyor. Şimdi siz bu sistemi tamamen allak bullak ediyorsunuz, yok ediyorsunuz.

OHAL SÜREKLİ HALE GELMİŞ OLACAK

Evet oyu verin diye çağırıyorlar. Niye verelim? Belli değil. Niye vereceğiz evet oyunu belli değil. Bunları bütün gerçekliğiyle halka anlatmanız lazım, öğrencilere anlatmanız lazım. Bakın, nasıl bir tablodan geçiyoruz. Anayasa değişikliği yapıldı, kimsenin haberi yok. 80 milyonu ilgilendiriyor nasıl kimsenin haberi olmaz. Emin olun TBMM’de Cumhuriyet Halk Partisi olmasaydı ne komisyonlarda, ne de genel kurulda hangi tartışmaların olduğunu kimse bilmeyecekti. CHP direniyor. Neye direniyor CHP belli değil. Sabahlara kadar oylama yapılıyor herkes uyurken neden? Hukuk fakülteleri konuşuyor mu? Hayır. Üniversiteler konuşuyor mu? Hayır. Bir ülkenin anayasası değişiyor üniversitelerden ses yok, hukuk fakültelerinden ses yok, hafif sesini çıkaranlar da kapının önüne bir kararnameyle konuyor. Bu çıkarsa ne olacak biliyor musunuz? OHAL sürekli hale gelmiş olacak. Üstelik daha kolay. Çünkü mevcut halde OHAL için TBMM’nin kararı gerekiyor. Bu değişiklik gerçekleşirse buna gerek yok çünkü başkan istediği kararı zaten alacak. Örneğin bir karar alabilir falan üniversiteyi kapattım. Yasal, anayasaya göre kapatabilir. Bütün muhtarlıkları feshettim. Bir muhtar arkadaşım olur mu feshedemez. Ya dedim adam TBMM’yi feshediyor kardeşim muhtarı niye feshetmesin. Muhtarı da fesheder. Şu anlayıştan kurtulmamız lazım. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Bu anlayıştan kurtulmamız lazım. Gerçeği siz göreceksiniz üniversitede okuyorsunuz, gerçeği siz sorgulayacaksınız. Beni de sorgulayın, bizim partimizi de sorgulayın. Yanlışımız varsa yüksek sesle söyleyebilirsiniz. Biz demokrasiyi savunuyoruz her koşulda, her yerde, her ortamda. Eğer bunu yapabilirsek zaten Türkiye saygın bir ülke olur. Türkiye’nin saygınlığı demokrasisinden kaynaklanmak zorundadır. Türkiye’nin saygınlığı özgürlüğünden kaynaklanmak zorundadır. Hukukun üstünlüğü. Ne demek hukukun üstünlüğü? Şimdi hukukun üstünlüğünü bıraktık bir kişinin üstünlüğü üzerine inşa ediliyor devasa Türkiye Cumhuriyeti. Efendim bütün güçleri bir kişide toplayalım. Bunu söylediğimde önce itiraz ediyorlardı sağolsun Sayın Cumhurbaşkanı çıktı dedi ki, “Evet bütün yetkileri bir kişide toplayacağız.” Böylece bizi doğrulamış oldu, teşekkür ettim ben de kendisine. Bütün yetkiler bir kişide. Düşünün hem cerrah ameliyata girecek, hem vali yönetecek, hem hakim karar verecek. Her şey ondan sorulacak. Futbol sahası mı yapılacak ona gidip danışacaksınız. Üniversite mi kurulacak ona gidip danışacaksınız. Sınav mı açılacak ona gidip danışacaksınız. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? O zaman ortak akıl nerede? Niye biz ortak akıl diye bir şeyden söz ediyoruz? Niye ortak akıldan söz ediyoruz. Akıl akıldan üstündür diye bir deyişimiz var, atasözümüz var. Akıl akıldan üstündür. Ben yanlış düşünebilirim ama bir başka arkadaşım doğruyu düşünebilir. Benim bir eksiğim olabilir ama bir başkası o eksikliği tamamlayabilir. Bilimin özünde de bu yok mudur? Hayatı sorgulamak yok mudur? Sorgulamayı neyle yaparız? Akılla yaparız. Kulaklarımızla sorgulama yapabilir miyiz, gözlerimizle yapabilir miyiz? Akılla yapabiliriz. Şimdi siz aklı askıya alıyorsunuz. 80 milyonun aklını bir kişiye kiralayacağız ve ne olacak biliyor musunuz? En büyük tehlike bütün yetkilerin tek kişiye verilmesidir. Neden? Bir kişiyi kandırdınız mı bütün devleti ele geçiriyorsunuz bir kişiyi. Öyle uzun uzun yargıyı ele geçireceğim, mecliste şu olacak, Genelkurmay’da şunu yapacağım, askerler, valisi, kaymakamı. Bunlara hiç gerek yok. Bir kişiyi ele geçirdiniz mi öğleden sonra kararname çıkaracak bütün valiler, bütün müsteşarlar, bütün Genelkurmay Başkanları, askerler, büyükelçiler hepsi öğleden sonra değişecek bir kararnameyle. Devleti ele geçiriyorsunuz. Bir kişiyi kandırdığınızda devleti ele geçiriyorsanız bu ülkenin geleceğinde tehlike var.

ŞU ANDA BİR DARBE SÜRECİ İÇİNDEYİZ

Bakın, hiçbirimizin ben dahil hiçbirimizin, şu anda can ve mal güvenliği yoktur. Bir kararnameyle burada gizli toplantı yapılıyor deyip hepimizi hapse atabilirler. Bir kararname. Derdinizi anlatın istediğiniz kadar. Bir de hakim gizlilik kararı koyar, avukatınız gidip dosyayı alamaz. Neden? Gizlidir diye. Peki nasıl savunacağız? Önemli değil git yat içerde. 150’nin üstünde gazeteci hapiste, bu kadar gazetecinin hapiste olduğu başka bir ülke yoktur. Son 2 yıldır fiili başkanlık sistemini yaşıyoruz. Ne diyordu Sayın Bahçeli, fiili durum böyle fiili durumu anayasaya uyduralım. Kimse demiyor ya arkadaş hukukun üstünlüğü var sen de anayasaya uy. Yok diyorlar fiili durumu buna uyduracağım. Fiili durum son 2 yıldır Türkiye’yi ateşe attı. Şunu da unutmayın, 20 Temmuz’da Türkiye’de sivil darbe oldu OHAL’in ilanıyla. 15 Temmuz’da bir darbe girişimi oldu, 20 Temmuz’da Türkiye’de bir sivil darbe oldu. Bunu unutmayın.

Şu anda bir darbe süreci içindeyiz. Bütün yetkiler şu anda onların elinde. Bir kişinin elinde şu anda. İşadamları, can ve mal güvenlikleri yok ama işadamları da konuşmaktan korkuyorlar. Konuşursam benim malvarlığıma el koyarlar diyor. Doğru. Bir kararnamenin başında. Malvarlığına el koyar, TMSF’ye devreder ertesi gün de satılır. Daha anlatacak çok şey var ama şu gerçekler yetiyor bile.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN BURSA NUTKUNU SAKIN UNUTMAYIN

Sizden isteğim: Bir; kesinlikle sandığa gideceksiniz ve oy kullanacaksınız. İki; gitmek istemeyen, kaydını aldıramayan arkadaşlarınızı ikna edeceksiniz. Onlar da gidip oy kullanacak. “Bir oy var gitsem ne olur, gitmesem ne olur?” diye bir söyleme kendinizi hapsederseniz, emin olun bu ülkeyi kurtaran insanların canını acıtırsınız, ruhunu acıtırsınız. Size emanet edilen bir Türkiye Cumhuriyeti var. Bakın, size emanet edilen. Bütün halkın umudu bu ülkenin gençlerinde, dolayısıyla sizin sorumluluğunuz benden daha ağır. Önünüze engeller çıkabilir, baskılar olabilir, ama Mustafa Kemal Atatürk’ün Bursa Nutkunu sakın unutmayın. Gençlerin bir özelliği var. Gençler kişisel çıkar peşinde değillerdir. Gençlerin en büyük özelliği ülkelerinin çıkarlarını koşulsuz savunmaktır. Gençlerin böyle bir özelliği var.

O açıdan siz bayrağınızı, vatanınızı, ülkenizi savunacaksınız ve savunuyorsunuz. Zor bir süreçten geçiyoruz onun da farkındayım ben. Ama önemli olan zoru başarmaktır, kolayı herkes başarır, zoru başarmaktır. Eğer bu ülke Ulusal Kurtuluş Savaşını vermiş, Milli Kurtuluş Savaşını vermiş ve görkemli bir ülke yaratmışsa, demokratik parlamenter sistem içinde yapmıştır bunu. Saygın bir ülke olmuşsa, demokratik parlamenter sistem içinde yapmıştır bunu. Bir dikta yönetimine Türkiye’nin evrilmesi, dünyada saygınlığının kaybolması demektir.

Ve son sözlerim. Nazım’ın bir dizesi var “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe yaşamak” Bugün o süreçteyiz.

Farklı siyasi görüşlerimiz olabilir saygı duyarım. Farklı kimliklerimiz olabilir saygı duyarım. Yaşam tarzlarımız farklı olur saygı duyarım. Ama bir ortak paydamız var Türkiye. Bir ortak paydamız var bayrağımız. Bir ortak paydamız var demokrasimiz. Bir ortak paydamız var vatanımız. Bu ortak payda, hepimizin ortak paydası, bu ortak paydada biz birleştiğimiz andan itibaren önümüzde hiçbir güç kalmaz.

Hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. 


CHPnet

SİTELERİ